İçeriğe geç
Sözler

Kabulde muzdariptir, soğuk davranmıştır. Evet, Şeriat-ı Garra’daki ilahî nur, mümtaz hususiyetidir: Müstağni istiklâliyet.

O hususiyettir, bırakmaz ki o hidayet nuru, şu medeniyetin ruhu olan Roma dehası kendisine hükmetsin. Ondaki hidayet,

Berikindeki felsefe ile birleşmez, ona aşılanmaz ve tâbi olamaz. İslamiyet; ruhunda şefkat,

İmanın izzeti beslediği şeriat, Kur’an-ı Mu’ciz-Beyan tutmuş yed-i beyzasında şeriatın hakikatlerini.

O parlak sağ elde birer asâ-yı Musa’dır. Aldatıcı medeniyet

İstikbalde edecek ona secde-i hayret...

Şimdi şuna dikkat et: Eski Roma ve Yunan’ın iki dehası vardı; bir asıldan ikizlerdi, biri hayalle karışık, biri maddeperestti.

Su içindeki yağ gibi kaynaşamadılar. Zaman istedi, medeniyet çabaladı. Hıristiyanlık da çalıştı ikisini birleştirmeye, hiçbiri başaramadı.

İkisi de bağımsızlığını tamamen korudu. Hatta o iki ruh, âdeta şimdi de cesetleri değişmiş, Alman ve Fransız oldu.

Âdeta başlarından bir tür tenasüh geçmişti. Ey misalî arkadaş! Zaman böyle gösterdi. O ikiz dehalar reddetti.

Birleşmenin gereklerini. Şimdi de barışmadılar. Gerçi onlar ikizdi, kardeş ve arkadaştı, terakkide yoldaştı. Birbirleriyle dövüşüp

Hiç barışmadılar. Nasılsa aslı, madeni, kaynağı başka çeşit olmuştu. Kur’an’ın nuru, şeriatın hidayete götüren yolu ve

Bugünkü medeniyetin ruhu olan Roma dehası birbiriyle barışır ve birleşir.

O deha ile bu hidayet yolunun kaynakları ayrıdır: Hidayet gökten indi, deha zeminden çıktı. Hidayet kalbde işler, aklı da işletir.

Deha akılda işler, kalbi ise karıştırır. Hidayet ruhu nurlandırır, tanelere sümbül verdirir. Karanlık tabiat onunla ışıklanır.

Kemâle erme kabiliyeti birdenbire yol alır, cismanî nefsi itaatkâr bir hizmetkâr kılar. Melek yüzlü yapar himmetli insanı.

Deha ise önce nefse ve cisme bakar, tabiata girer, nefsi kendine tarla eder. Nefsanî arzular onunla büyür.

Ruhu hizmetkâr eder, taneleri kurutur. Şeytanın simasını insanda gösterir.

862