لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِۤي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ إِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
ve akıbetlerini bildiren فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمٓاءُ وَالَأْرْضُ ayetlerine dikkat et. Söylediğimiz kıyaslamayı ne kadar yüce ve mucizevî bir şekilde gösteriyorlar. Birinci ayetin mucizevî ve az sözle çok mânâyı bildirerek ifade ettiği hakikat On Birinci Söz’de etraflıca anlatıldığından oraya havale ediyoruz. İkinci ayetin ise ne kadar yüce bir hakikati bildirdiğini yalnız küçük bir işaretle göstereceğiz. Şöyle ki:
Ayet, doğrudan anlaşılan mânâsı ile şöyle buyuruyor: “Dalâlet ehli öldüğünde gökler ve yeryüzü onlara ağlamaz.” Dolaylı mânâsı ile de şuna işaret ediyor: “Müminlerin dünyadan gitmesiyle gökler ve yeryüzü onlara ağlar.” Yani dalâlet ehli, madem göklerin ve yerin vazifelerini inkâr ediyor, mânâlarını bilmiyor, kıymetlerini düşürüyor, Yaratıcılarını tanımıyor. Onlara hakaret edip düşmanlık gösteriyor. Elbette gökyüzü ve zemin onlara değil ağlamak, belki beddua eder, onların gebermesiyle memnun olur. Ve dolaylı mânâsı ile der ki: “Gökler ve yeryüzü, müminlerin ölümüne ağlar.” Zira mümin, göklerin ve yeryüzünün vazifelerini bilir, hakikatlerini tasdik eder ve onların bildirdiği mânâları iman ile anlar. “Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar.” der. Onlara, lâyık oldukları kıymeti verir, hürmet gösterir. Cenâb-ı Hak namına onları ve ayna oldukları ilahî isimleri sever. İşte bu sırdan, gökler ve yeryüzü, müminlerin vefatına ağlar gibi mahzun olur.
Dipnotlar
- “Biz insanı en mükemmel surette yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye düşürdük. Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır.” (Tîn sûresi, 95/4-6)
- “(Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden) perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de.” (Duhân sûresi, 44/29)
- Mesela “Arş’ın, Sa’d İbni Muaz’ın (radiyallâhu anh) vefatıyla sarsıldığı” ifade buyurulmuştur. Bkz. Buhârî, menâkıbü’l-ensar 12; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 123-125; Tirmizî, menâkıb 50.