İçeriğe geç
Sözler

mesela رَبُّالْعَالَمِينَ ve رَبُّكَ ifadelerinde, رَبُّكَ tabiriyle ehadiyeti, yani Allah’ın birliğinin her varlıkta ayrı ayrı tecelli etmesini; رَبُّ الْعَالَمِينَ tabiriyle de vahidiyeti, yani O’nun bütün varlıkları bir anda kuşatan birlik tecellisini bildirir. Ehadiyet içinde vahidiyeti ifade eder. Hatta bir ayette, bir zerreyi bir gözbebeğinde gördüğü ve oraya yerleştirdiği gibi, güneşi de aynı ayetle göğün gözbebeğine yerleştirir ve göğe bir göz yapar.

Mesela, خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ ayetinden sonra,

يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ayetinin ardından وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ der. “Yerde ve gökte olup bitenleri bildiği gibi kalblerin içindekileri de bilir.” mânâsını ifade eder. Böylece o sade, avamın anlayışına göre olan basit konuşma, yüce, cazibeli, umumi ve doğru yola sevk eden bir hitaba döner.

Bir soru: Bazen mühim bir hakikat, sığ nazarlara görünmediğinden ve bazı makamlarda basit bir hadise vesilesiyle yüksek bir tevhid neticesi veya küllî bir hüküm beyan edilmesindeki sır bilinmediğinden, bu bir kusur zannedilir. Mesela, “Hazreti Yusuf’un (aleyhisselam), kardeşini bir hile ile alması” hadisesi beyan edilirken, وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ diye gayet yüksek bir düsturun zikredilmesi, belâgat bakımından münasebetli görünmüyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?

Cevap: Her biri küçük birer Kur’an olan uzun ve orta uzunluktaki çoğu sûrede pek çok sayfa ve makamda yalnız iki-üç maksat değil, belki bütün Kur’an’ın mahiyeti zikredilir. Kur’an hem bir zikir, hem bir iman, hem bir fikir, hem şeriat, hem hikmet ve hem de bir irşad kitabı olduğundan ayrı ayrı dersleri içerir. Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetinin her şeyi kuşattığını ve haşmetli tecellilerini ifade eder. Şu büyük kâinat kitabının

554