İçeriğe geç
Sözler

sözleri nerede; insanın, nefsinden ve adi heveslerinden ilham alan önemsiz sözleri nerede!..

Evet, Kur’an bir tûbâ ağacı hükmüne geçip şu İslam âlemini bütün maneviyatıyla, nişanlarıyla ve kemâl vasıflarıyla, kanun ve hükümleriyle yapraklar gibi neşreder. Talebesi olan asfiya ve evliyayı birer çiçek hükmünde, o ağacın âb-ı hayatıyla taze ve güzel gösterir. Bütün ilahî kemâl vasıflarını, hakikatleri ve yeryüzü kanunlarını meyve verir. Meyvelerindeki çekirdekler, işleyen birer kanun, birer program hükmüne geçer ve Kur’an meyveli bir ağaç olarak o birbirini takip eden hakikatleri gösterir. İşte bütün bunları yapan Kur’an nerede, insanın

mâlumumuz olan sözleri nerede! أَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّا

Kur’an-ı Hakîm, bütün hakikatlerini bin üç yüz elli senedir kâinat çarşısında açıp sergilerken herkes, her millet, her zümre onun cevher ve hakikatlerinden bir şey almıştır ve alıyor. Bunca uzun zaman içinde ne alışkanlık, ne muhataplarının çokluğu, ne de insanlığın yaşadığı büyük değişimler onun kıymetli hakikatlerine, güzel üslûbuna zarar verebilmiştir. Kur’an ihtiyarlamamış, kıymetten düşmemiş ve güzelliği sönmemiştir. Bu durum, tek başına bir mucizedir.

Şimdi biri çıksa, Kur’an’ın getirdiği hakikatlerin bir kısmına kendi hevesince, çocukça bir düzen verse, bazı ayetlere itiraz olarak benzerini yazsa, “Kur’an’a yakın bir söz söyledim.” dese bu öyle bir ahmaklık olur ki, o adamın hali şu misaldekine benzer: Taşları türlü cevherlerden, muhteşem bir saray olsun. O sarayı yapan ve o taşları sarayın yüksek sanatını gösterecek muntazam nakışlarla süsleyen bir usta bulunsun. O benzersiz nakışlardan anlamayan, sarayın bütün cevher ve süslerinden behresi olmayan basit bir adam, basit binalar yapan bir başka usta o saraya girip o kıymetli taşlardaki yüce nakışları bozarak orayı çocukça hevesine göre, basit bir ev gibi düzenlese ve o nakışlara çocukların gözüne hoş görünecek bazı boncuklar taksa, sonra da, “Bakınız! O sarayın ustasından daha çok maharetim ve servetim var, kıymetli süslerim var.” dese... Onun sanatı o sarayın yanında ancak divanece, saçma sapan konuşan bir sahtekârın sanatı gibi kalır.

526