İçeriğe geç
Sözler

Mesela: يٓا أَرْضُ ابْلَعِي مٓاءَكِ وَيَا سَمٓاءُ أَقْلِعِي ayetine bak. Yani: “Ey yeryüzü! Vazifen bitti, suyunu yut. Ey gökyüzü! İhtiyaç kalmadı, yağmuru kes!”

Hem mesela, فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَآ أَتَيْنَا طآئِعِينَ yani: “‘Ey yeryüzü, ey gökler! İster istemez geliniz, hikmet ve kudretime boyun eğiniz. Yokluktan kurtulup varlık âleminde sanatımın bir parçası olunuz.’ dedi. Onlar da: ‘Biz sana tam itaat ederek geliyoruz. Bize gösterdiğin her vazifeyi senin kuvvetinle göreceğiz.’ dediler.” mânâsını ifade eder. İşte Cenâb-ı Hakk’ın kuvvet ve iradesini gösteren şu hakiki ve tesirli emirlerin kuvvetine, yüceliğine bak!

Sonra insanların اُسْكُنِي يَا أَرْضُ وَانْشَقِّي يَا سَمَاءُ وَقُومِي أَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ gibi yüce emirlerle cansız varlıklara hitaben saçma sapan bir şekilde konuşması hiç o iki emirle kıyaslanır mı? Evet, keyfî arzulardan doğan lüzumsuz emirler nerede; vasıflı, yüce bir âmirin iş başında verdiği emirler nerede… Büyük bir âmirin, itaatkâr ve devasa ordusuna ‘marş!’ emri vermesi nerede!.. Hem böyle bir emir, basit bir askerden işitildiği zaman, iki emir görünüşte bir olsa da aralarında mânâca bir askerle bir ordu kumandanı arasındaki kadar fark vardır.

Mesela, إِنَّمٓا أَمْرُهُ إِذٓا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ve وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ ayetlerindeki iki emrin kuvvetine ve yüceliğine bak! Sonra onları insana ait emir cümleleriyle kıyasla! Acaba insanların sözleri o ayetlerin yanında, güneşe nispetle yıldız böcekleri gibi kalmıyor mu?

Hakiki bir mâlikin iş başındayken yaptığı o işi tasvir etmesi, hakiki bir sanatkârın iş görürken sanatına dair konuşması ve hakiki bir ihsan sahibinin nimetlerini verirken onları beyan etmesi, yani söz ile fiili birleştirmek, kendi fiillerini hem göze hem kulağa anlatmak içindir. Bunu yapan bir zât, şöyle der: “Bakınız! İşte bunu, böyle yapıyorum. Bunu, şunun için yaptım. Bu böyle olacak, bu sebeple işte bunu böyle yapıyorum.”

523