Onuncu Belâgat Nüktesi
Bazen bir ayet, insanın isyankâr amellerini zikreder, şiddetli bir tehdit ile insanı sakındırır. Sonra o şiddetli tehdidin insanı ümitsizliğe atmaması için Cenâb-ı Hakk’ın, rahmetine işaret eden bazı isimleriyle son bulur, muhatabını teselli eder. Mesela:
قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذًا لَابْتَغَوْا إِلٰى ذِي الْعَرْشِ سَبِيلًا سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Ayet şu mânâyı bildirir: “De ki: Eğer dediğiniz gibi O’nun mülkünde ortağı olsaydı, elbette rubûbiyetinin arşına el uzatacaktı, müdahale eseri görünecek derece bir karışıklık olacaktı. Halbuki göğün yedi tabakasından gözle görülmeyecek kadar küçük canlılara kadar her bir varlık, küllî olsun cüzi olsun, küçük olsun büyük olsun, mazhar olduğu Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerinin cilve ve nakışlarının dilleriyle, o isimlerin sahibi Zülcelâl Zât’ı tesbih edip O’nun eşten ve ortaktan uzak ve yüce olduğunu bildiriyor. Evet, nasıl ki gökler, nur saçan kelimeleri olan güneş ve yıldızlarla, hikmet ve intizamıyla O’nu takdis eder, O’nun birliğine şahittir. Aynen öyle de, bulutlar, şimşekler, gök gürültüsü ve yağmur damlaları da birer kelime hükmünde Cenâb-ı Hakk’ı tesbih ve takdis eder, O’nun birliğine şahitlik eder. Yeryüzü de kelimeleri olan bütün canlılarla Hâlık-ı Zülcelâl’i tesbih eder, O’nun birliğini ilan eder. Her bir ağaç, kelimeleri olan yaprakları, çiçekleri ve meyveleriyle yine O’nu tesbih edip O’nun birliğine şahitlik yapar. Hatta en küçük varlık, küçüklüğüyle beraber, taşıdığı nakışların ve keyfiyetlerin işaretiyle Cenâb-ı Hakk’ın pek çok ismini gösterir, o isimlerin sahibini tesbih eder, O’nun birliğine şahittir.
Dipnotlar
- “De ki: Faraza müşriklerin iddia ettikleri gibi Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, elbette onlar Arşın ve kâinat hâkimiyetinin sahibi Yüce Allah’a üstün gelmek için çareler arayacaklardı. (Ama besbelli ki böyle bir şey asla olmamıştır.) Allah onların iddialarından münezzehtir, son derece Yücedir, Uludur. Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı takdis ve tenzih eder. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tenzih etmesin. Ne var ki, siz onların bu tenzih ve takdislerini iyi anlayamazsınız. Bunca azametiyle beraber, kullarının gaflet ve cürümlerine karşı O, halimdir (çok müsamahalıdır), gafûrdur (çok affedicidir).” (İsrâ sûresi, 17/44)