gördüğümü sandım. Çok şaşırdığımdan, bağırınca aklım başıma geldi, ayıldım. İşte şu hayalî vakayı sana tabir edeceğim. Allah hayretsin…
O şehir, insanlığın toplum hayatı ve bugünkü medeniyetin bir şehridir. O sarayların her biri birer insandır. Saray sakinleri ise insandaki göz, kulak, kalb, sır, ruh, akıl gibi latifeler ile nefis, onun kötü arzuları, şehvet ve öfke hissi gibi şeylerdir. Her insanda her bir latifenin ayrı ayrı kulluk vazifeleri, ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var. Nefis, kötü arzular, şehvet ve öfke birer kapıcı ve temsildeki kapıda duran köpekler hükmündedir. İşte o yüksek latifeleri nefse ve onun kötü arzularına teslim etmek ve onlara asıl vazifelerini unutturmak, elbette alçalmaktır, yükselme değil. Bu temsilin diğer noktalarını sen tabir edebilirsin.
Üçüncü Nükte
İnsan, fiil ve amel yönünden, maddî çabası itibarı ile zayıf bir hayvan, aciz bir varlıktır. Bu yöndeki tasarruf dairesi ve sahipliği o kadar dardır ki, ancak elinin yetişebildiği yere kadardır. Hatta dizginini insanın eline veren ehil hayvanlar, onun zayıflığından, aczinden ve tembelliğinden birer hisse aldıkları için yabani emsalleriyle kıyaslandıklarında büyük fark görülür; ehil keçi ve öküz ile yabani keçi ve öküz arasındaki fark gibi...
Fakat aynı insan infialleri, kabulleri, duası ve yakarışıyla şu dünya hanında aziz bir yolcudur. Ve öyle bir Kerîm’e misafir olmuştur ki, o Zât sonsuz rahmet hazinelerini insana açmıştır. Sanatla yarattığı hadsiz varlıklarını, hizmetkârlarını onun emrine vermiş ve o misafirinin gezmesi, seyretmesi ve faydalanması için öyle büyük bir daire açıp hazırlamıştır ki, o dairenin yarıçapı, yani merkezden çevre çizgisine kadar gözün ulaştığı miktar, belki hayalin gittiği yere kadar geniş ve uzundur.
İşte eğer insan benliğine dayanıp dünya hayatını asıl gaye yaparak geçim derdiyle, bazı geçici lezzetler için çalışsa gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Kendisine verilen bütün donanım, uzuvlar, latifeler ondan şikâyet ederek mahşerde aleyhinde şahitlik yapacak ve davacı olacaktır.
Dipnotlar
- Fussilet sûresi, 41/20-21; Yasin sûresi, 36/65.