İçeriğe geç
Sözler

saklayan kıymetli bir çekirdek, parlak bir makine ve bu kâinat ağacının mübarek, nurlu bir meyvesi olacaktır.

Evet, hakiki yükseliş, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hatta hayal ile diğer duygu ve kabiliyetlerin yüzünü ebedî hayata çevirerek her birinin kendine lâyık hususi bir kulluk vazifesiyle meşgul olmasını sağlamaktır. Yoksa dalâlet ehlinin zannettiği gibi, dünya hayatının bütün inceliklerine girmek ve her çeşit zevkini, hatta en bayağısını bile tatmak için bütün latifelerini, kalbini ve aklını nefs-i emmarenin emrine verip ona yardımcı kılmak yükseliş değil, alçalmaktır.

Şu hakikati hayalî bir vakada, şöyle bir temsilde gördüm: Büyük bir şehre giriyordum. Baktım ki, o şehirde büyük saraylar var. Bazı sarayların kapısında pek çok şenlik, parlak bir tiyatro gibi dikkati çeken, herkesi eğlendiren bir cazibe görünüyordu. Dikkat ettim, o sarayın efendisi kapıya gelmiş, bir köpekle oynuyor, onun oynamasına yardımcı oluyordu. Hanımlar yabancı gençlerle tatlı sohbetler ediyordu. Yetişkin kızlar da çocukları oynatıyordu. Kapıcı ise onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrı almıştı. O vakit anladım ki, o koca sarayın içi bomboş… Hassas vazifeler hep sahipsiz kalmış. Saraydakilerin ahlâkı bozulmuş, o yüzden kapıda bu hali almışlar.

Sonra orayı geçtim, büyük bir saraya daha rast geldim. Gördüm ki, kapıda uzanmış vefalı bir köpek, ciddi, sert, sakin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet var. Niçin orası öyle, burası böyle diye merak ettim, içeri girdim. Baktım ki içerisi çok şenlik… Saray sakinleri üst üste dairelerde, ayrı ayrı hassas vazifelerle meşguldü. Birinci dairedeki adamlar sarayın idaresini sağlıyor, üstündeki dairede kızlar ve çocuklar ders okuyordu. Daha üstte hanımlar gayet hoş sanatlarla, güzel nakışlarla uğraşıyordu. En yukarıda ise sarayın efendisi, padişahla görüşüp halkın rahatını sağlamak ve kendi kemâlâtı, yükselişi için ona has, yüce vazifelerle meşguldü. Onlar beni göremedikleri için “Yasak!” demediler, gezebildim. Sonra çıktım, etrafıma baktım. O şehrin her tarafında bu iki çeşit saraydan vardı. Sorduğumda, “O kapısında şenlik olan içi boş saraylar, kâfirlerin ileri gelenlerinin ve dalâlet ehlinindir. Diğerleri ise namuslu Müslüman büyüklerinindir.” dediler.

Sonra bir köşede bir saraya daha rastladım. Üstünde “Said” ismini gördüm, merak ettim. Daha dikkatli bakınca, üstünde suretimi

392