bütün isimlerini birden kendi aynasında aksettirir. Âdeta bir odak noktası hükmünde, Hayy-ı Kayyûm’un ism-i âzamının tecellisini gösterir. İşte her canlı, Muhyî isminin perdesi altında o Ehad Zât’ın bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir ehadiyet damgası taşır. Hem o canlı, bu kâinatın küçük bir misali ve yaratılış ağacının bir meyvesi hükmünde olduğu için, onun kâinat kadar büyük ihtiyaçlarını birden, kolayca, küçücük hayat dairesine yetiştirmek, samediyet imzasının delilidir. Yani bu hal şuna işaret ediyor: Öyle bir Rabbi var ki, o canlıya her şeye bedel bir alâkası ve her şeyin yerini tutacak bir nazarı bulunur. Bütün eşya, O’nun bir teveccühünün yerini tutamaz.
نَعَمْ يَكْفِي لِكُلِّ شَيْءٍ شَيْءٌ عَنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا يَكْفِي عَنْهُ كُلُّ شَيْءٍ وَلَوْ لِشَيْءٍ وَاحِدٍ
Yine bu hal gösteriyor ki, o canlının Rabbi hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi, hazinesinden hiçbir şey eksilmez ve kudretine hiçbir şey ağır gelmez. İşte samediyetin, gölgesine işaret eden bir çeşit imzası... Demek, her canlıda bir ehadiyet damgası, bir samediyet imzası vardır. Evet, her bir canlı, hayat lisanıyla قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ayetlerini okuyor. Bu iki damgadan başka birkaç mühim pencere daha var. Başka bir yerde etraflıca izah edildiği için burada kısaca anlatıldı.
Madem Vâcibü’l-Vücud’un birliğine, şu kâinatın her bir zerresi böyle üç pencere ve iki delik, hayat da iki kapı birden açıyor. Zerrelerden güneşe kadar varlık tabakalarının, Zât-ı Zülcelâl’in marifetinin nurlarını nasıl yaydığını kıyas edebilirsin.
İşte, marifetullahtaki manevî yükselişin derecelerini ve huzurun mertebelerini buradan anla ve kıyasla!
Beşinci Lem’a
Nasıl ki bir kitap eğer yazma ve mektup ise onu yazmak için bir kalem yeter. Eğer basılı, matbu olursa, o kitabın basılması için harfleri sayısınca kalem, yani demir harf gerekir. Eğer bazı harflerine gayet ince bir hatla o kitabın büyük kısmı sığdırılmışsa –Yâsin sûresi “Yâ Sin” ifadesinde yazıldığı gibi– o vakit bütün o demir harflerin küçükleri de
Dipnotlar
- “De ki: O, Allah birdir. Samed’dir (her şey O’na muhtaç, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.).” (İhlâs sûresi, 112/1-2)
- Cenâb-ı Hakk’ı tanımak, bilmek, ilahî hakikatlere vâkıf olmak.