ve hakikati, Hakîm-i Mutlak’ın Şâfî (şifa veren) ismine dayanır. Tıp, Cenâb-ı Hakk’ın büyük bir eczanesi olan yeryüzünde O’nun merhamet ve şefkat cilvelerini devalarda görmekle kemâlini bulur, hakikat olur.
Yine mesela, varlıkların hakikatinden bahseden tabii ilimler, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâlüh) Hakîm isminin, varlığı idare ve terbiyedeki büyük tecellisini eşyada, kendilerine ait faydalarda ve mühim meselelerde görmekle, o isme yetişmekle ve dayanmakla hakiki ilim olabilir. Yoksa ya hurafeye döner ve boş, faydasız olur ya da tabiatçı felsefe gibi dalâlete yol açar. İşte sana üç misal! Başka kemâl vasıflarını ve ilimleri bu üç misale kıyasla...
İşte Kur’an-ı Hakîm şu ayetle insanı, şimdiki vaziyetinde henüz çok geri kaldığı en yüksek noktalara, en ileri sınıra ve en son mertebelere sevk ediyor, sırtına teşvik elini vurup parmağıyla o mertebeleri göstererek, “Haydi, arş, ileri!” diyor. Şu ayetin büyük hazinesinden şimdilik bu cevherle yetinerek o kapıyı kapatıyoruz.
Hem mesela, peygamberlik divanının mührü ve bütün peygamberlerin mucizeleri onun kendi peygamberlik davasında bir tek mucize hükmünde olan nebiler efendisi, şu kâinatın iftihar kaynağı… Hazreti Âdem’e (aleyhisselam) kısaca, özetle öğretilen Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerinin bütün mertebeleriyle, etraflıca mazharı… Yukarıya celâl ile parmağını kaldırmasıyla ayı iki parça eden ve aşağıya cemâl ile indirmesiyle yine on parmağından kevser gibi su akıtan… Binlerce mucizeyle doğrulanan ve desteklenen Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Hakîm’in en parlak mucizelik yönlerinden, hak ve hakikate dair beyanlarındaki berraklığı, ifadesindeki belâgati, mânâlarındaki kuşatıcılığı, üslûbundaki yüceliği ve tatlılığı ifade eden,
قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰٓى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِه۪ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
Dipnotlar
- Bkz. Buhârî, tefsîru sûre (54) 1, menâkıb 27; Müslim, münâfikîn 46; Tirmizî, tefsîru sûre (54) 5.
- Buhârî, vudû’ 32, menâkıb 25, eşribe 31, meğâzî 35; Müslim, zühd 74, fezâil 5, 6.
- “De ki: Yemin ederim! Eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın benzerini yapmak için bir araya toplansalar, hatta birbirlerine destek olup güçlerini birleştirseler bile, yine de onun gibi bir kitap meydana getiremezler.” (İsrâ sûresi, 17/88)