var. Dışarıdan gelen yemeklerini onlara vermeleri, o gardiyanın ve gardiyanla beraber içeride ve dışarıda çalışanların amel defterlerine aynen o yemeği kendileri yapıp hibe etmişler gibi sadaka olarak yazılır. Bilhassa musibete uğramış o mahpus; ihtiyar, hasta, fakir veya garipse, o manevî sadakanın sevabı daha da artar.
İşte bu kıymetli kazancın şartı, farz namazını kılmaktır ki, o hizmet sırf Allah için olsun.
O kazancın bir şartı da sadakat, şefkat ve sevinçle, minnet altında bırakmadan mahpusların yardımına koşmaktır.
***
بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ أَبَدًا دَائِمًا
Ey hapis arkadaşlarım ve din kardeşlerim!
Size, hem dünya hem ahiret azabından kurtulmaya vesile olacak bir hakikati bildirmek, kalbime ihtar edildi. O da şudur:
Mesela bir adam, birinin kardeşini veya akrabasını öldürmüş. Bir dakika intikam lezzetiyle işlenen cinayet, o katile milyonlarca dakika hem kalbî sıkıntı hem de hapis azabı çektirir. Öldürülen kişinin akrabaları da, intikam alacakları endişesiyle ve onları karşısında düşmanı olarak düşündüğü için o adamın hayatının lezzetini ve ömrünün zevkini kaçırır. O adam hem korku yaşar hem öfke azabı çeker. Bunun tek bir çaresi var; o da, Kur’an’ın emrettiği, hakkın, hakikatin, herkesin faydasının, insanlığın ve İslamiyet’in gerektirdiği ve teşvik ettiği barıştır.
Evet, hakikat ve herkesin faydası barışmayı gerektirir. Çünkü ecel birdir, değişmez. Öldürülen o kişi her halükârda, eceli geldiğinden, daha fazla yaşamayacaktı. O kâtil ise Allah’ın takdirinin gerçekleşmesine vasıta olmuştur.
Eğer barışmazlarsa, iki taraf da daima korku içinde yaşar ve
Dipnotlar
- Bir hayra sebep olanın, onu yapan kadar mükâfatı olacağına dair Bkz. Müslim, imâret 133; Tirmizî, ilim 14; Ebû Dâvûd, edeb 115; Müsned 4/120, 5/273.
- “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tenzih etmesin.” (İsrâ sûresi, 17/44)
- Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sonsuza kadar sürekli üzerinize olsun.
- Bkz. Hucurât sûresi, 49/10.
- Bkz. Nahl sûresi, 16/61; Münâfikûn sûresi, 63/11.