İçeriğe geç

derslerle ve talimatla, bütün akıl sahiplerinin kulak kesileceği Kur’an-ı Azîmüşşan’la o Hakem ve Hakîm Yaratıcının ilahî maksatlarını en güzel şekilde göstersin ve bütün hikmetlerinin ortaya çıkmasına, cemâlî ve celâlî tecellilerine en mükemmel şekilde karşılık versin. İşte böyle bir zât, bu kâinata güneş gibi lâzımdır, varlığı zaruridir. Ve bu vasıfları taşıyan, o vazifeleri en mükemmel şekilde yapan zât, açıkça görüldüğü gibi, Resûl-u Ekrem’dir (aleyhissalâtü vesselam). Öyle ise güneş ışığı, ışık da gündüzü gerektirdiği derecede, kâinattaki hikmetler de Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğini gerektirir.

Evet, nasıl ki Hakem ve Hakîm isimlerinin büyük cilvesi, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğini kesinlikle gerektiriyor; aynen öyle de, esmâ-yı hüsnâdan Allah, Rahman, Rahîm, Vedûd, Mün’im, Kerîm, Cemîl, Rab gibi pek çok ismin her biri, kâinatta görünen büyük bir tecelliyle, azamî derecede ve kesinlik mertebesinde onun (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğini gerekli kılar.

Mesela Rahman isminin cilvesi olan engin rahmet, “Âlemlere Rahmet” Resûl-u Ekrem ile açığa çıkar; Vedûd isminin cilvesi olan, Allah’ın kendini sevdirmesi ve tanıtması, âlemlerin Rabbinin Habibi ile netice verir, karşılık görür, Cemîl isminin bir cilvesi olan bütün güzellikler, yani Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ının güzelliği, isimlerinin güzelliği, sanatının güzelliği, sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların güzelliği de o Resûlullah aynasında görülür, gösterilir, rubûbiyetin haşmetinin ve ulûhiyetin saltanatının cilveleri dahi, o rubûbiyet saltanatının ilancısı olan Resûl-u Ekrem’in peygamberliğiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. İşte bu misaller gibi, esmâ-yı hüsnânın her biri, Resûl-u Ekrem’in peygamberliğine parlak birer delildir.

Kısacası: Madem kâinat mevcuttur, varlığı inkâr edilemez; elbette, kâinatın renkleri, süsleri, ışığı, sanatı, hayatı, bağları hükmündeki hikmet, inayet, rahmet, güzellik, nizam, mizan, ziynet gibi gözle görülen hakikatler de hiçbir şekilde inkâr edilemez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı mümkün değildir; elbette, o sıfatlarla vasfolunan, o fiillerin faili ve o ışıkların güneşi Vâcibü’l-Vücûd, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Hakem ve Adl Zât’ın varlığı da hiçbir şekilde inkâr edilemez, O’nu inkâr etmek mümkün değildir. Ve elbette, o sıfatların ve fiillerin ortaya çıkmasına vesile, kemâllerinin ve hatta gerçekleşmelerinin

213