şekilde, sonsuz hikmet sahibi ve her şeyi gören bir Zât tarafından kurulmuş o has mizana ve gayet ince intizama karışamaz. Eğer karışsalardı, elbette karışıklık eseri görülecekti; halbuki kâinatta hiçbir şekilde düzensizlik göze çarpmıyor.
İkinci Nokta
İki “mesele”dir.
Birinci Mesele
Onuncu Söz’de beyan edildiği gibi, son derece mükemmel bir güzellik ve sonsuz güzellikte bir kemâl; elbette, kendini görmek, göstermek, sergilemek ister. Bu, temel bir kaidedir. İşte bu esaslı, umumi kaide gereğince, şu büyük kâinat kitabının Nakkâş-ı Ezelî’si, kâinatla ve kâinatın her bir sayfasıyla, her bir satırıyla, hatta harfleri ve noktalarıyla kendini tanıtmak, sevdirmek, kemâlâtını bildirmek ve güzelliğini göstermek için, en küçüğünden en büyüğüne kadar her bir varlığın farklı dilleriyle kemâlinin güzelliğini ve güzelliğinin kemâlini gösteriyor, sevdiriyor.
İşte, ey gafil insan! Sonsuz celâl ve güzellik sahibi, her şeyin hâkimi olan, her hakkı yerine getiren, hüküm sahibi, her şeyi tam bir hikmetle var eden Zât, sana kendini her bir mahlûkuyla, böyle sayısız ve parlak şekillerde tanıtmak ve sevdirmek istediği halde, sen kendisini tanıtmasına karşı iman ederek O’nu tanımaz, sevdirmesine karşılık kulluğunla kendini O’na sevdirmezsen, bunun ne derece katmerli, sonsuz bir cehalet ve zarar olduğunu bil, ayıl!
İkinci Mesele
Bu kâinatın Kadîr ve Hakîm Yaratıcısının mülkünde ortaklara yer yoktur. Her şeyde son derece intizam bulunduğundan, hiçbir şey şirki kabul etmez. Çünkü bir işe farklı eller karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali, bir köyde iki muhtar bulunsa, o memleketteki, o şehirdeki, o köydeki bütün işlerde bir karışıklık başlayacağı gibi; en basit bir vazifeli memurun, vazifesine başkasının müdahalesini kabul etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en temel kaidesi elbette bağımsız ve tek başına olmaktır. Demek ki, intizam birliği, hâkimiyet de tek başına olmayı gerektirir.