İkindi Yağmurları25 Eylül 2026

İkindi Yağmurları - Bir Adıma Bin Adımlık Teveccüh

Allah sevgisi, Allah rızası, ötede Cenâb-ı Hakk’ın Cemâl-i bâ Kemâlini müşahede etme gibi çok önemli, çok hayatî, çok zirve meseleleri hedef haline getirmiş bir insan, bence burada o ruhânî zevki bile istemez. Ama isteksiz, talepsiz terettüp ederse, onları da tahdîs-i nimet kabîlinden karşılar; “Değildir bu bana layık, bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?!.” der. “Benim gibi birisine gelmezdi ama bu esinti neden geldi böyle? Öyle bir zevk-i ruhânî içinde kendimi hissediyorum ki, Sen’in azametin karşısında başımı secdeye koyduğum zaman bir daha kaldırmak istemiyorum. Kendi küçüklüğüm ile Sen’in azametin; işte bu birleşme meselesi… Ben ondan bir kere daha ayrılmak istemiyorum. Vicdanımın derinliklerinde duyuyorum. Neyi? أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ “Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde hâlidir.” hakikatini. Ve Sana dua ediyorum, ediyorum, ediyorum, ediyorum da ‘Bitmesin!..’ diyorum, ‘Vakit ilerlemesin!..’ diyorum, ‘Bast-ı zaman olsun!’ diyorum; ‘Öyle bast-ı zaman olsun ki, ben iki saat başımı kaldırmadan bu secdede kalayım!’ diyorum.” Böyle bir zevk-i ruhânî ile, ondan öyle bir zevk alıyorsun.

Fakat sen talep etmeden, talepsiz, Allah’ın lütfu olarak farklı bir tecelli şeklinde geliyor. Tahdîs-i nimet kabîlinden -Alvar İmamı’nın sözüydü- diyorsun: “Değildir bu bana layık, bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?!.” Nasıl oluyor da bunlar bana geliyor? Benim gibi densiz birine… Çünkü Alvar İmamı kendi hakkında, “Herkes yahşî, men yaman / Herkes buğday, men saman!” diyordu. Kıtmîr de kulaklarıyla duymuştu, defaatla. “Herkes yahşî…” Azerî dilinde, herkes iyi, güzel, tayyip, tâhir demek. “Men yaman!” Ben ise yaman birisiyim; tam onun zıddı. “Herkes buğday, men saman!..” Nasıl oluyor da böyle, samana geliyor, buğdaya gitmiyor? Nasıl oluyor da, yahşîye gitmiyor, yamana geliyor? Sana binlerce hamd u sena olsun! Allah’ım -korkarım- bunlar istidraç olmasın, beni baştan çıkarmak için, kendimi bir şey görmek için!.. Oysaki meslek itibarıyla tevazu ve mahviyet şe’nimiz olmalı; daha doğrusu önümüzdeki Rehber-i Zîşân Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), o mümtaz pîşuvânın arkasında yürüyen insanların kendilerini bir yönüyle tevazu, mahviyet ve hacâlete bağlamaları lazım.

Daima vird-i zebânımız şu olmalı: اَللَّهُمَّ اجْعَلْنِي حَلِيمًا، سَلِيمًا، أَوَّاهًا، مُنِيبًا، مُتَوَاضِعًا، خَاشِعًا، (مُتَوَاضِعًا خَاشِعًا)، مُتَخَلِّقًا بِأَخْلاَقِ الْقُرْآنِ، وَقُورًا، جُدِّيًّا، مُخْلِصًا، مُخْلَصًا، مُلْهَمًا، مُشْتَاقًا إِلَى لِقَائِكَ، وَإِلَى لِقَاءِ حَبِيبِكَ وَأَحِبَّائِكَ، أَبَدَ اْلآبِدِينَ وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ، آمِينَ يَا رَبِّي “Allah’ım, beni halîm, selim, evvâh (Allah’a yalvarıp yakaran, çok içli), evvâb (yürekten Hakk’a yönelip O’ndan başka her şeye kapanan), münîb (gönülden inâbede bulunup O’nda fâni olan), mütevazı, hâşi’ (halinde ve azalarında dahi huşû emareleri görülecek kadar haşyetle dopdolu bulunan), Kur’an ahlakıyla ahlaklanmış, vakur (ağırbaşlı, izzetli ve temkin sahibi), ciddi ve sağlam, ihlasa kilitlenmiş, Hakk’ın inayetiyle ihlasa erdirilmiş, ilhama mazhar, Sana, Habîb’ine (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Senin sevdiklerine kavuşmaya müştak bir insan eyle!.. Ebedler ebedine kadar, zaman sonsuza doğru akıp gittiği sürece beni bu güzel sıfatlarla muttasıf kıl!.. Âmîn yâ Rabbi!” Ses tonumu ayarlayamadan dediğim şeylerden dolayı beni mazur gör!..

Bunları derken, elektronik levhada şu çıktı; benim Efendim’e hitaben: “Ey şiarı aydınlatma olan Zat! Gel, bizim şu kararmış dünyamızı da aydınlat!..” Doğ içimize bir kere de, Seni başımızda görüyor gibi… O kararmış dünyamıza birkaç tane tohum at!.. O Tûbâ-i Cennetler, orada boy atıp gelişsin, neşv ü nema bulsun; gölgesine sığınanlar, gölgeye sığınmış olsun!.. Meyvesini yiyenler, Cennet meyveleri deriyor gibi olsun!.. Ve herkes, Seni ansın; herkes, Senin karşında asâ gibi iki büklüm gibi olsun!.. “Gel, bizim şu kararan dünyamızı da aydınlat!..”

Geriye dönelim: Zevk-i ruhânî, bir yönüyle, istenmez ama Allah -siz O’na karşı bir şey yaptığınız zaman- hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. Siz, bir adım atarsınız, öyle mesafeler kat edilmiş olarak O’nun teveccühleri gelir ki, şaşırırsınız! “Yahu ben bir adım atmıştım, bu bin adımlık teveccüh de ne böyle?!.” dersiniz. Çünkü O, Allah (celle celâluhu); bir damla ile O’nun teveccüh deryasına katıldığınız zaman, birden bire damlanız derya olur. O’nun teveccüh güneşine bir zerre olarak kendinizi saldığınız zaman, birden bire zerreniz güneş olur. Hazreti Pîr’in isteğinde de var ya; “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.” (Onyedinci Söz) Ebed için yaratılan insan, himmetini âlî tutuyor, bunları istiyor. Ve istenen şeylerin en başı, O, Hüve. Yâ Hû, yâ Hû, yâ Hû!.. Selef-i sâlihîn, üç defa tekrar ediyorlar virdlerinde. Yâ Hû; İsm-i Azam olma ihtimali de var. Itlakı ile bütün Esmâ-i İlahiyeyi câmî. “Hû” derken, doğrudan doğruya “Lafza-i Celâl” veya “Lafz-ı Celâle” esas hedeflenmiş oluyor. (İki tabiri de kullandıkları için, ben ikisini de arz etmek istedim.)

Zevk-i ruhânînin ötesinde “aşk u iştiyâk-ı Rabbânî” geliyor. Âşık. Aşka âşık olma.. artık kendisini o deryaya salma.. ve bir daha da geriye dönmeme. Allah, o ufka ulaştırsın!.. El-pençe divan dururken, kemerbeste-i ubudiyetle arz-ı ubudiyette bulunurken, iki büklüm olup rükûa giderken, kalkıp murâd-ı İlâhîyi dileme mülahazasıyla, سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ derken, “Yetmedi bu, büyüklüğün karşısında!” deyip secdeye kapanırken… Bütün bunlarda öyle bir tavır ve davranış içinde bulunma ki!.. وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ “Secde edenler arasında Senin kıvrım kıvrım kıvrandığını, O (celle celâluhu) görüyor!” (Şuarâ, 26/219) İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtü vesselam) ile alakalı bu beyan. Yine, يَا مَنْ إِذَا سَجَدَ تَجَلَّى اللهُ diyor, bir şâir, bir nâatçı: “Ey o yüce Zat ki, secde ettiği zaman, Allah tecelli ediyor!” يَا مَنْ إِذَا سَجَدَ تَجَلَّى اللهُ Secde ettiği zaman Efendim, O’na bakan bir insan, “Mir’ât-ı Muhammed’den Allah görünür dâim.” (Aziz Mahmud Hüdâî) der. Evet, öyle bir aşk u iştiyak çağlayanına kendini salma… “Bitmesin!” diyeceksin orada, “Bitmesin!..” İsrafil (aleyhisselam) Sûr’a üflediği zaman -yeryüzünde misin, berzahta mısın- “Yahu keşke üfürmeseydi!.. Yahu niye acele ediyorsun?!. Ne güzel ben işte gidiyordum böyle, bu aşk u iştiyak çağlayanı içinde gidiyordum!” Tabii ötesini bilemediğimizden dolayı!..

Not: Bu video, 15 Mayıs 2017 tarihinde yayımlanan “İman’dan Aşk’a” isimli Bamteli sohbetinden hazırlanmıştır.