Mehmet Âkif, Müslümanların maruz kaldığı durumu anlatırken
Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ “Müslümanların dert ve ızdırabını içinde duymayan, onlardan değildir.”5 Yani bir insanın Müslümanlıktan azıcık nasibi varsa, Müslümanların maruz kaldıkları ızdırapları en azından bir dert hâlinde içinde duyması gerekir. Zaten bunu içinde bir dert olarak duymayan birisi, söz konusu problemleri giderici alternatif bir kısım çözümler geliştirmeyi de düşünmez.
Fakat bu konuda öncelikle herkes kendisine bakmalı ve başkaları hakkında suizanda bulunmaktan kaçınmalıdır. Bilemeyiz belki de çevremizdekilerin duyarsız gibi görünmeleri, çok sabırlı ve mukavemetli olmalarından kaynaklanabilir. Aslında onlar da bizim duyduğumuz aynı acıyı içlerinde duyuyor olabilirler. Onların içine de Müslümanların maruz kaldığı problemler karşısında sürekli kan damlıyordur. Fakat onların mukavemet sistemleri çok güçlü olduğundan, bela-yı dertten âh etmemekte, âh edip ağyarı âhlarından agâh eylememektedirler.
İnsanlığın Sonunu Getirebilecek Savaş Çığırtkanlığı
İnsanların yaşadığı bela ve musibetler karşısında ızdırap duyma hususunda işin önemli bir tarafı da şudur: Duyarsız kalmak doğru olmadığı gibi, bağırıp çağırmak, etrafı yakıp yıkmak veya şiddete başvurmak gibi eylemler de kesinlikle doğru değildir. Zira çözüm diye ortaya konan böyle bir tepkiyi, ne Müslümanlıkla ne de insanlıkla telif etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür taşkınlıklara asla fırsat verilmemeli; bilakis insanî değerler ön plâna çıkarılmak suretiyle her türlü canavarlığın önü alınmaya çalışılmalıdır.