Bunların her biri, başka değil, birer gözü dönmüşlüğün ifadesidir. Şeytan, kıskançlık ve hasedin esiri olduğundan, aynı zamanda kendini kin ve nefretin pençesine saldığından bu öldürücü duygular onu bütün bütün kör etmiş ve neticede ağzından bu hezeyanlar dökülmüştür. Dolayısıyla o, bir yönüyle hakikati bildiği hâlde, tesirinde olduğu olumsuz duyguların gereğini seslendirmiş, ona göre konuşmuş ve ona göre bir tavır almıştır.
Azgın Güruhların Arkasındaki Azgın
Aslında şeytanın Allah’a karşı küstahça dile getirdiği bu ifadeler, onun daha önceki dönemlerde de içinde ciddi bir probleminin bulunduğunu gösterir. Bu problem, bir paye, bir makam veya bir takdir beklentisi olabilir. Çünkü bazı muhakkikler, onun yeryüzünde secde etmediği yerin kalmadığını ifade etmişlerdir.44 Allah adına yaptığı yeminlerden de anlaşılacağı üzere o, Allah’ı da bilmektedir. Fakat onun bilgisi mücerret bir bilgi olduğundan, bunun kendisine bir faydası olmamıştır. Netice itibarıyla kıskançlığa girmiş, Hazreti Âdem’i (aleyhisselâm) çekememiş ve hasedine yenik düşmüştür.
Şeytan, hususiyle insanoğlundaki başarıları ve onun Allah yolunda sergilediği çok kıymetli performansı gördükçe, hezeyanlarla köpürmüş ve insanoğlunun en amansız düşmanlarından birisi olmuştur. Bu yönüyle bütün azgın güruhların azgınlıklarının arkasında esasen onun tesiri vardır. Zira ahsen-i takvîme –yani en güzel şekil, suret, mânâ ve muhtevaya– mazhar yaratılan insan, aslî fıtratı itibarıyla demagojiye, diyalektiğe, başkalarını karalamaya, haset etmeye vs. açık değildir. Dolayısıyla bu tür demagojilere giren insanlar ister kendi nöronlarını, akıllarını kullandıklarını zannetsinler, ister ağızlarından çıkan menfiliklerin kendi kortekslerinin ürünü olduğunu düşünsünler, isterse bir kısım menfilikleri kendilerinin realize ettiklerini vehmetsinler, hakikatte bütün bunlar şeytanın dürtüsüyle gerçekleşmektedir.