İçeriğe geç

Bu demek değildir ki bazı kimseler hak ettikleri ve lâyık oldukları bazı makamları ihraz etmesinler. Elbette belirli makamlara liyakat kazanan insanların kimisi müdür, kimisi amir, kimisi müşavir, kimisi müsteşar, kimisi vekil, kimisi de bakan olacaktır. Fakat kendilerini insanlığın huzur soluklaması için hizmet etmeye adamış olan ve rıza-i ilâhiden başka bir şey düşünmeyen insanlar dünyalık adına dünyevî hiçbir makama talip olmamalıdırlar. Hatta bakanlık, başbakanlık gibi imkânlar ayaklarının dibine kadar geldiğinde hemen kabul etme gibi bir aceleciliğe girmemelidirler. Yoksa Hak rızasını elde etmek için çıktıkları yolda rıza-i ilâhî mülâhazalarını kirletmiş, muhataplarının gönlünde oluşabilecek tesirleri kendi elleriyle kırmış, kredilerini tüketmiş ve insanlar nezdindeki güvenlerini kaybetmiş olurlar.

Bana göre, yüce bir mefkûreye dilbeste olmuş insanlar için, değil bu tür idarî makam ve mansıplara talip olma, top­ye­kûn dünyanın fethini gerçekleştirmeyi isteme bile, bulundukları makamdan birkaç adım geriye gelme demektir. Evet, bir insanın ebedî hayatını kurtarma gibi bir mefkûre yanında dünya fatihliği bile deryada damla kalır. Bu itibarla günümüzün mefkûre muhacirleri hak ve hakikat sevgisinin gönüllerde neşv ü nema bulmasını, ahlâk ve faziletin ruhlarda çimlenmesini, insanların birbiriyle sarmaş dolaş olmasını hayatlarının en büyük gayesi bilmeli ve santimini zayi etmeksizin ömürlerini bu yüce gayeye göre dizayn etmelidirler.

1 Buhârî, bed’ü’l-vahy 1, îmân 41, ıtk 6, menâkıbü’l-ensâr 45, eymân 23, hiyel 1; Müslim, imâret 155.

4