Bu konunun hususiyle bizim toplumumuza bakan yanı ise şudur: Anadolu, memerr-i akvâm’dır; yani pek çok kavmin gelip geçtiği, konup göçtüğü bir uğrak yeri olmuştur. Tarihin değişik dönemlerinde dünyanın muhtelif yerlerinden farklı ırklara, dinlere, kültürlere sahip olan kavimler Anadolu’ya yerleşmiş ve bunların birçoğu da Müslüman olmuştur. Bu açıdan herhangi bir insanın soyunu araştırmaya kalktığınızda birkaç kuşak sonra dedesinin, Yahudi, Ermeni, Musevi, Rum vs. olduğunu görebilirsiniz. İşte buradan yola çıkarak insanları ta’n etmeye hakkınız yoktur. Sahabe-i kiramın bile pek çoğunun babası Müslüman olamadan ahirete gitmiştir. Dolayısıyla insanları geçmişleriyle ve ait oldukları neseplerle değil de kendi durumları itibarıyla değerlendirmek gerekir.
Yıldız Falı ve Kalbdeki Derin Boşluklar
Cahiliye işlerinden olduğu hâlde ümmet arasında mevcudiyetini devam ettirecek olan âdetlerden bir diğeri de وَالْاِسْتِسْقَاءُ بِالنُّجُومِ şeklinde ifade edilen yıldızlardan yağmur bekleme ve yağan yağmuru yıldızlardan bilmedir. Hususiyle Mezopotamya’da yıldızlara hususi kutsiyet atfediliyordu. Oranın ahalisi, yıldızların insanların kaderi üzerinde doğrudan doğruya tesirli olacağına inanıyordu. Günümüzde bu tür inançlar yıkılmış olsa da onun birer gölgesi olan yıldız falına ve burçlara inanma devam etmektedir. Demek ki bu cahiliye âdeti hâlâ farklı şekillerde varlığını sürdürmektedir.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) konuyla ilgili bir hadis-i şerifte Allah Teâlâ’nın (celle celâluhu) şöyle buyurduğunu ifade etmiştir: