Anne karnında rahim duvarına yapışıp kalan, anne ve onun vücuduyla derin ve köklü bir münasebete geçen alaka, daha sonra mudğa hâline gelir. Mudğa, ağza alınıp çiğnenmiş et parçası gibi biçimsiz, yuvarlak gibi ama yuvarlak olmayan bir şey demektir. Derken, çiğnenmiş et parçası görünümündeki bu hücre yığını içinden bir grup, önce kıkırdak ve daha sonra da kemik hâline gelmeye başlar. Bu hücreler teşekkül ettikten sonra kas ve bağ dokusu hücreleri teşekkül eder ve bu hücrelerden meydana gelen et, kemiğe giydirilir. Bütün bunlar, röntgen ışınlarıyla anne karnını görebilmek mümkün olduktan sonra modern embriyolojinin tespit ettiği safhalardır ve Kur’ân, bunları, 14 asır öncesinden apaçık bir dille ortaya koymuştur. Oysa o, bu türden ilmî gerçeklere, ana maksatları olan Tevhid, Nübüvvet, Haşir, İbadet-Adalet’i tespit, ispat ve izah sadedinde teşbih, istiare, temsil, mecaz yüklü ifadelerle ve istidradî olarak (antr-parantez) temas edip geçer. Ancak Kur’ân’ın ceninin anne karnında geçirdiği safhaları, bu şekilde apaçık bir anlatımla ortaya koyması, herhâlde bu mevzuda ileri sürülecek şüpheleri izale ve evrim gibi, yaratılışı inkâra yönelik teorilerin yanlışlığını 14 asır öncesinden belgelemek için olsa gerektir.
Kur’ân, kemiklere et giydirilmesinin ardından, ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَ“Sonra Biz onu, o ana kadar takip ettiği seyir içindeki durumunu değiştirerek başka bir varlık hâlinde inşa ettik.”2 der. İşte bu nokta, artık insanın başlı başına kendine has bir yaratılışa sahip olmaya başladığı noktadır.
Dipnotlar
- 2 Mü’minûn sûresi, 23/14.