İçeriğe geç

5. safhadan sonra insan cenini, artık dış görünüşüyle de insan olma; her bir insan cenini, tamamen, hususiyetlerini taşıdığı fert olma yoluna yönelir. Bu süreç, onun ahsen-i takvîm sırrını kazanacağı süreçtir. İşte Allah (celle celâluhu), insanın yaratılışında, yaratılışın bilhassa bu son safhasında, yaratma sıfatının en yüksek, en şümullü mertebesini veya en büyük, en yüksek, en şümullü mertebedeki yaratıcılığını ifade sadedinde âyeti, فَتَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ“İşte bak da, Allah’ın ne mükemmel Yaratan olduğunu bir düşün!”4 diyerek noktalar. Kısaca, insanda Hâlık (Yaratıcı) ismi a’zam mertebede tecelli ettiğinden, insan, Allah’ın isimlerinin a’zamıyla donatılmış, ahsen-i takvîm sırrına mazhar, çok müstesna bir varlıktır.

Netice olarak, omurgalı canlılara ait ceninlerin, ilk gelişme safhalarında birbirlerine, bu arada, insan cenininin omurgalı hayvan ceninlerine benzemesi zahirîdir; dış görünüş itibarıyladır ve dolayısıyla bu görünüş, hiçbir zaman evrime delil olamaz.

20. asrın gerçek ilim adamlarından, meşhur astrofizikçi ve pek çoklarınca kendisine ikinci Einstein nazarıyla bakılan Sir James Jeans –Esrarlı Kâinat ve Etrafımızdaki Kâinat isimli eserleri MEB tarafından tercüme ettirilip, yayınlanmıştır– “İnsanlar, meşgul oldukları fenlerde fenâfi’l-fen olurlar.” der. Yani insan, hangi fende, hangi ilim dalında fazla meşgul olursa, onda fâni olur. Artık hep bu ilmin kulağıyla duyar, onun gözüyle görür, o ilim hesabına konuşur ve onun heyecanını yaşar. O kadar ki, Sir Jeans, bu hususta şöyle bir misal de verir: Bir müzisyen, piyanonun 5. ve 8. tuşlarında mütemadiyen aynı sesi duyduğu için, merdivenlerden inerken de 5. ve 8. basamakta aynı sesi duyacağını zanneder.

29