Bakın Nesâî’nin Âişe Validemiz’den naklettiği hâdise: “Huzur-u risaletpenahiye bir kız geldi: ‘Yâ Resûlallah!’ dedi ‘Babam beni istemediğim hâlde amcamın oğluyla evlendirdi.’ Allah Resûlü derhal babasını çağırdı: ‘Kızını, istemediği hâlde bir başkasıyla evlendirmeye zorlayamazsın!’ dedi. Adam: ‘Nasıl emrederseniz yâ Resûlallah!’ diyerek yaptığından vazgeçti.” Zaten, sahabinin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi. Adam belki de, kızını vermekle yeğenini bir sıkıntıdan ve zor bir durumdan kurtarmak istiyordu ancak, Allah Resûlü’nün emri her şeyden üstündü. O, Allah Resûlü’ne teslimiyet ifade eden sözlerini bitirince, kız ayağa kalktı ve şöyle dedi:
“Yâ Resûlallah, benim esas maksadım babama muhalefet değildi. Ancak, İslâm’da bunun hükmü nedir, baba, kızını birine verme hususunda nereye kadar selâhiyet sahibidir, işte bunu öğrenmek istemiştim ve buraya da bu niyetle gelmiştim.”3
Dün kuyulara atılan, horlanan, hakir görülen, toprağa gömülen kız, kısa bir zaman sonra Peygamberin huzuruna çıkıyor ve rahatlıkla hakkını arayabiliyordu. Acaba evleneceği kişi hakkında babası ona zor kullanabilir miydi? İşte o, bunu soruyordu. Birkaç sene evvel, böyle bir hâdise olacağı söylenseydi, o günün insanları dinlediğine inanamaz, ya da söyleyenin aklından zoru olduğunu kabul ederdi. Ama, işte, bütün bunlar oluyordu.
3. İstiğna İnsanı