İslâm dini, Hıristiyanlıkla mukayese edilmemelidir. Hıristiyanlık hiçbir zaman kiliseyi aşamadı. Devlet, ya teokratik idare dediğimiz papazların kafalarından çıkan içtihatlarla veya materyalist insanların kafalarından çıkan dünyevî prensiplerle idare edildi. Ama Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mesajı ve dini öyle değildi. O, kitap ve Sünnet’in canlı, derin, âlemşümul, içtihada açık, tecdit derinlikli esasları üzerine kuruldu ve devam etti. Onun ikliminde zaman değişiyor, suret değişiyor, mânâ ve muhteva bâki kalıyordu. Bu dünyada medeniyetlerin, devletlerin biri batıyor, arkadan bir başkası doğuyor ve devamlı güneşler kol geziyordu.
Evet, meselâ, daha biri bitmeden öbürü hemen zuhur ediyor: Selçuklular kendi devirlerini, fonksiyonlarını tamamlar tamamlamaz, Allah (celle celâluhu) Söğüt’ün bünyesinde, ileride kelebek olup ışığa koşacak yeni bir Yusufçuk yetiştiriyordu. İpek böceği kelebek oluyor, kelebek üveyikleşiyor, üveyik de tavuslaşıyor ve Muhammedî semalarda şehbal açıyor, uçuyordu.. arızasız, eksiksiz; tabiatın içinde varlıkla bütünleşerek.. yeryüzünde Allah’ın halifesi olma televvün ve derinlikleriyle.
Evet, bu mânâ ve muhtevada büyük küçük yüzlerce devlet hep O’nu temsil ettiler, “Senden medet alıyoruz, medet ey Sultan-ı Rusül!” dediler. Ve Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) o semavî sofrasından istifade etti, O’nunla şekillendi, O’nunla yapılandılar…
1 Haşr sûresi, 59/10.