İçeriğe geç

Efendimiz’i gördüğü gibi, Hz. Ebû Bekir’le diz dize, Hz. Ömer’le omuz omuza yaşamış bulunan ve üzerine aldığı vazifesinde kılı kırk yaran o hazinedâr-ı hulefâ, yani halifelerin maliye nâzırı Zeyd b. Erkam (radıyallâhu anh), Hz. Osman’ın hazineye bıraktığı malından alıp da akrabasına dağıttığını görünce, anahtarları getirerek Hz. Osman’a teslim etmiş ve: “Yâ emîre’l-mü’minîn, halk hakkında suizan edecek ve benim hakkımda da suizanda bulunacaklar. Müsaade ederseniz, ben bu işi daha fazla yapamayacağım.” deyip sonra da istifa etmişti.

İşte bu büyük sahabi, Abdurrahman İbn Ebî Leylâ, kendisinden bir hadis rivayet etmesini isteyince irkilmiş ve: “Evlâdım, yaşlandık.. unuttuk. Resûlullah’tan hadis rivayeti çok ağır, çok zor bir iştir.” cevabında bulunmuştu.11

a. Aynen Rivayette Hassasiyet

Ravinin lisana tam mânâsıyla vâkıf olması, mânâyı ifade için kullandığı kelimenin siyak ve sibak arasında yabancı bir kelime olduğu imajını uyandırmaması ve hadisin lâfzının unutulmuş olması gibi belli şartlarla hadis bi’l-mânâ, yani, hadisi Efendimiz’den sâdır olmayan bir lafızla rivayet etmek caiz olmakla beraber, sahabe-i kiram, hadisin bir kelimesi, hatta bir harfi mevzuunda bile alabildiğine titizdi.

Meselâ, bir gün Ubeyd İbn Umeyr, Abdullah İbn Ömer’in (radıyallâhu anh) yanında şu hadisi rivayet eder: مَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ الشَّاةِ الرَّابِضَةِ بَيْنَ الْغَنَمَيْنِ“Münafığın durumu iki sürü arasında gidip gelen bir koyuna benzer.” Yani münafık, kâfirlerle mü’minler arasında gidip gelen ve birinde karar kılamadığı için iki tarafça da kabul görmeyen bir tiptir. Mü’minlerle düşüp kalktığı için kâfirler nazarında hor ve hakir görülür; bir mü’minin iç bütünlüğüne ulaşamadığı ve tam mânâsıyla iman edemediği için de mü’minlerin nazarında hor ve hakir olur.

385