b. Sahabenin, İbn Ümmi Mektûm gibi, Sevbân gibi, binek üstündeyken ellerinden kamçı düştüğünde dahi, “Ver!” dememek için inip kendileri alacak kadar istemekten hayâ ve hazer eden fakirlerinden Abdullah İbn Sa’dî naklediyor: “Hz. Ömer ganimetlerden bana bir pay ayırdı. Ben: ‘Ey emîre’l-mü’minin, beni bu mevzuda zorlama!’ dedim. Bana dedi ki: ‘Vallahi, ben de senin gibiydim. Bir defasında, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bana bir şey vermek istediğinde istiğna gösterdim. Buyurdular ki: ‘Al bunu, mal edin kendine, istersen tasadduk edersin. Sen istemeden, beklemeden, dileyip dilenmeden sana bu dünya malından gelirse al, bunda beis yoktur.’ Ben, sana Resûlullah’ın sözünü tekrar ediyorum. Onun, hakkımızda bu mevzuda verdiği hüküm budur.’ ”10
c. Yine bir defasında, Hz. Ömer (radıyallâhu anh), şerefli sahabi Zeyd İbn Halid el-Cühenî’nin mescitte ikindi namazından sonra namaz kıldığını gördü. Namaz mü’minin miracıdır, nurudur, sefine-i dinin direğidir. Namazla nâmütenâhiye yürünür, namazla sonsuzluklara yelken açılır. Ama, namazın da kılınacak vakti vardır, kılınamayacak vakti vardır; o, sünnete uygun kılındığında ibadet olur. Yoksa bid’at olur. Cumhura ve cumhur-u sahabeye göre ikindiden sonra nafile namaz kılınmaz; bu yüzden Ömer, elindeki kılıçla Zeyd İbn Halid el-Cühenî’ye vurur ve sünnet mevzuundaki hassasiyetini ortaya koyar. O’nun bu hassasiyetine karşı, Hz. Zeyd de aynı hassasiyetle cevap verir: “Başımı parça parça da etsen, Allah Resûlü’nü ikindiden sonra nafile namaz kılarken gördüğüm için, bu iki rekâtcığı asla terk etmeyeceğim.”11