5. Bir gün Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Übey b. Ka’b’ı çağırdılar ve: “Sana Beyyine sûresini okumamı, Allah bana emretti.” buyurdular. Übey b. Ka’b Hazretleri: “Allah sana benim ismimi de andı mı?” diye sordu. Efendimiz’de: “Evet, andı.” cevabını vermesi üzerine gözleri yaşla doldu ve: “Demek, Rabbülâlemîn katında anıldım!”21 dedi.
Bu hâdise, Übey ve ailesi için öyle bir şerefti ki, aradan bir asır geçtikten sonra torunu: “Ben, Allah’ın, kendisine Beyyine sûresini okumasını Resûlü’ne emrettiği zatın torunuyum!” diyecekti.. Bunu unutmak, ne Übey için, ne ailesi, ne de çocukları ve torunları için mümkün değildi.
5. Sahabenin Dikkat ve Ciddiyeti
Bunlardan başka sahabe-i kiram, o işe programlanmışcasına, Kur’ân’ın ve sünnetin bir harfinin bile zayi olup gitmesine tahammülleri yoktu. Aslında, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bu mevzuda aynı tehâlükü gösteriyordu. Vahyi yakalamak, bir tek harfini olsun zayi etmemek için dilini dudağını oynatıyor ve değişik tavırlara giriyordu. Bu O’nun, henüz tam teminat almadığı günlere ait, vahiy emanetine karşı gösterdiği beşer üstü gayretti. Bu sebeple, “Onu hemen yakalayayım diye acele edip, dilini oynatmana ve bu şekilde kendine eziyet etmene gerek yok; onu senin sinende toplamak da, okutmak da Bize aittir.”22 mealindeki âyet inmiş ve O’nun temiz tabiatının derinliklerinde yatan, O’na mahsus itminan üstü itminanı ortaya çıkarmıştı.