İçeriğe geç

Bizler, derdest üç boyutlu mekânın hapisleri ve onun itibarî bir buudu olan zamanda esirleriyiz. Onlar ise zaman ve mekânı aşarak bir değişik buuda, belki her gün Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile yüz yüze ve diz dize yaşıyorlar.! Hatta onlardan biri şöyle diyor: “Eğer bir lahza O’nunla görüşmesem mahvolurum. Çünkü bütün varlığımı O’na borçluyum, günebakanın (ayçiçeğinin) açılıp kapanmasının güneşe programlandığı gibi, ben de hayatımı O’nu takip ve müşâhedeye borçluyum. O, gönlümde battığı zaman, ben de bittim demektir.”

Bunlar Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektebinin talebeleridir ve gelecekte de aynı kaynaktan yeni oluşumlar -inşâallah- fışkıracaktır. Velilik benim saham değil. Ben veliler bezminde olsam olsam onların kitmîri olabilirim.. veya o âlemin sadece hayranı. İnşâallah bir gün içinizdeki, hususî uyanmalar sayesinde, pek çok kimsenin hakâika gözleri açılacak ve beni tasdik edeceklerdir.

Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ne muhteşem bir mürşiddir ki, bugün mistisizm dünyasında, yogizm dünyasında, O’nun çırakları, boşluğun, lafazan mürşit taslaklarını öyle bir silip geçmişlerdir ki, muhalif bir rüzgâr esmezse, daha şimdiden “Geleceğin dünyası Hazreti Muhammed’indir (sallallâhu aleyhi ve sellem).” diyebiliriz. Evet, Muhyiddin İbn Arabî bugün, batılıyı öyle büyülemiştir ki, Almanya’da hem de Alman ırkından binlerce Müslüman, Muhyiddin ve emsalinin neşrettiği nurlar sayesinde, Hz. Muhammed demektedir. Eğer bir yerde Abdülkadir Geylânî, Mevlâna, Muhyiddin, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman, kalblere girip gönülleri Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) çevirebiliyorlarsa, bu tamamen onların üstadlarına ait bir kuvve-i kudsiyyedir.

143