Aradan birkaç sene geçiyor; Allah (celle celâluhu), Sa’d b. Ebî Vakkas ve Halid b. Velid gibi büyük kumandanların kılıcıyla oraların fethini Müslümanlara müyesser kılıyor ve bütün bu yerlerin anahtarları Allah Resûlü’nün şahs-ı mânevîsine teslim ediliyor. Bu da, O’nun doğruluğunu ayrı bir tasdiktir. Zaten tasdik etmemeleri de mümkün değildi; zira O, doğruluğu temsil için gelmişti. Farzımuhal, eğer böyle “Olacak.” dediği şeyler, aslında vuku bulmayacak dahi olsalardı, Allah (celle celâluhu), Habîbini yalancı çıkarmamak için onları yine olduracaktı.
Nasıl olmasın ki, sahabenin meşhurlarından Berâ b. Mâlik (radıyallâhu anh) için bile لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللّٰهِ لَأَبَرَّهُ“Eğer herhangi bir meselede yemin etse, Allah onu yemininde yalancı çıkarmaz.” denilmişti.61 Yani Berâ Hazretleri eğer hiç olmayacak bir şeye, olsun diye yemin etseydi, Allah onu olduracaktı. Hakikaten de, sahabe muharebelerde onu öne sürüyor ve âdeta onunla galibiyetlerini garantilemeye çalışıyorlardı.62 Şimdi, sahabeden birine Cenâb-ı Hak böyle bir hususiyet verir de Habîbine vermez mi? Şu kadar var ki O, görüp de söylüyordu. Zira Allah (celle celâluhu) O’na bildiriyor, O da biliyordu…
2. Emniyet ve Zenginlik Müjdesi
Adiy b. Hâtim anlatıyor. (Adiy, Hâtem-i Tâî’nin oğludur. Önceleri hıristiyandı. Aradı ve Allah Resûlü’nü buldu; buldu ve kurtuldu.) Bu şanlı sahabi şöyle diyor: “Bir gün Allah Resûlü’nün huzurunda fakirlikten, yoksulluktan ve eşkıyanın talanından bahsediliyordu. Buyurdular ki: ‘Gün gelecek Hîre’den Kâbe’ye kadar bir kadın, tek başına yolculuk yapacak ve Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır.’