O, lehçe yönüyle insanların en isabetlisiydi. (Yani sözü en doğru olanıydı. O’ndan, şaka yaparken bile bir kelimenin kırkta biri kadar hilâf-ı vaki beyan sâdır olmamıştır. Rüyasında dahi ağzından yalan çıkmamıştır. Doğru oturmuş, doğru kalkmış, doğru konuşmuş, doğru düşünmüş, doğru söylemiş ve doğruluğa davet etmiştir.)
O, fevkalâde tabiî bir insandı. (Yanında otursaydınız hiç rahatsız olmazdınız. Bir arkadaşınızla oturuyor gibi sizi rahat ettirirdi. Öyle bir tabiatı, öyle yüksek bir ruhu vardı ki, hiçbir insan O’nun seviyesine çıkamaz, O’nun gibi oturamaz, O’nun gibi düşünemez ve O’nun gibi olamazdı. O, tenezzülen meclistekilerin seviyesine iner, yanındakileri hiçbir zaman aradaki farkla ezmez ve rahatsız etmezdi. Bir yerde O’nun gibi yürüyemeyen bir insan görse en zayıfın yürüyüşüyle yürürdü. Zaten böyle yapılmasını da emreden yine O idi.509 Hayatın bütün ünitelerine şâmil bu prensip O’nda her zaman ve zeminde tatbik bulurdu.)
O, insanların en kibarı, en nezaketlisiydi.
O’nu ilk defa gören biri, heybetinden ürkerdi; biraz O’nunla beraber bulunup tanıma imkânı elde eden ise O’na dilbeste olurdu.”510
Hele yakınında bulunanlar, O’nu herkesten daha fazla severlerdi. Hz. Ebû Bekir O’na herkesten yakındı ve O’nu herkesten çok seviyordu.
Ne O’ndan evvel ne de sonra O’nun gibi sevilen bir ikinci insan göstermek mümkün değildir. Kimisi diliyle kimisi de hâliyle ama bütün inananlar bütün içtenlikleriyle durmadan şöyle demişlerdir ve diyeceklerdir de:
Evet, öyledir. Çünkü O, Âlemlerin Rabbi’nin sevgilisidir…