Resûl-i Ekrem’i düşünelim. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Uhud öncesi, “Uhud’a çıkmayalım, Medine’de kalalım!” der. Buna karşılık hususiyle de gençler, “Çıkalım, savaşalım, onlara karşı koyalım!”1 derler. Meşveret gereği gençlerin dediği olur. Oraya kadar gidilir. Savaş başlarken münafıklar cepheden çekiliverir. İşte böyle bir durumda Efendimiz’in yerinde kim olursa olsun çok öfkelenebilirdi. Belki O, her şeye rağmen yine öfkelenmeyecekti ama yine de Allah ikazda bulunur: “Senin insanlara yumuşak davranman da başka değil Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer öfkeli, şiddetli, hiddetli ve katı kalbli olsaydın (ki değilsin) onlar etrafından dağılıp gidecek ve seni yalnız bırakacaklardı. Öyleyse bağışla onları, kusur işlediler. (Bir de Bana karşı kusur işlediler.) Onlar için istiğfar et. (İş bitti diye ‘Artık sizinle meşveret etmiyorum’ deme. Şu yaralı hâlinle –ki onların kalbleri de kırık– topla onları ve) meşveret et (ve ‘şimdi ne yapalım’ de.) Bir kere de azmettin mi yalnız Allah’a tevekkül ol!”2
İşte Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) öğretilen ölçü budur. Şimdi siz de kendi durumunuzu hesap edin ve ne demek istediğimi değerlendirmeye çalışın…
Dipnotlar
- 1 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/351; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 4/8-9.
- 2 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/159.