Meselenin bir diğer yönü de şudur: Tesettürün, zamanla, mekânla, şartlarla hiçbir alâkası yoktur. İnsan acayip kılık ve kıyafete de girse yine kafası çalışabilir. Meselâ, diyelim ki bir ülkede kadın-erkek herkes başlarına kalpak giymektedir. Bu ülkede başına kalpak giyen kimse aptallaşmamış, aptallaşmak bir yana sanayii ve tekniğiyle çok ileriye gitmiş de olabilir. Düne kadar Avrupa başını kapatıyordu. Onların başlarını kapatmaları, gelişmelerine mâni olmadı; açılıp saçılmaları da daha farklı bir performans sergilemelerine…
Ayrıca ben, medeniyet mefhumuyla da bu meseleyi telifte zorlanıyorum ve “Medenî insan açık gezer.” sözünü kabul etmiyorum. Medeniyet, eski devirlere nispeten onlardan uzak olmak, onların tarz-ı hayatından berî olmak ise, tam aksini düşünmek de mümkündür. İslâm, tesettürü getirmiş; tesettür, kadını bir mânâda daha cazip hâle getirmiş, içlerde ona karşı hürmet hissini güçlendirmiş ve zamanla o, kadının sevdiği bir kıyafet hâline gelmiştir. Diğer bir açıdan, eğer medeniyet, çok eski devirlere ait şeylerden uzaklaşma ise, bugünkü durum, İslâm’dan evvel cahiliye devrinde de yaşanıyordu. Bu itibarla da meseleyi bir kısım ön kabullere bağlayarak “Şu medenî, şu ise gayr-i medenî” demek fevkalâde yanlıştır.