İçeriğe geç

Şimdi nankör biri kalkıp da, “Bütün bu faaliyetlerin hepsini ben kendi irademle yaptım!” dese, Allah’ın icraatında kendini O’na şerik saymış olmaz mı? Oysaki bunun yerine o şöyle demelidir: Ben ağzıma lokmayı koydum, birden bire esrarengiz bir mekanizma gaybî bir el tarafından çalıştırıldı. Binaenaleyh bu lokmanın halledilmesi mevzuunda, her hâlde benim hiçbir dahlim olmadı. Görüldüğü gibi bu mevzuda insanın irade ve meşîeti o kadar cüz’îdir ki, bu işleri ona isnat etmeye imkân yoktur.

Hidayet meselesine gelince, o öyle mühim bir meseledir ki, onda insanın en küçük bir dahli yoktur. Meselâ siz çok defa, bir kalb inşirahı ve inbisatı içinde içinizi döküyorsunuz. Nâfizü’l-kelim ve olabildiğine müessir bir üslûpla anlatacağınız şeyleri anlatıyorsunuz. Ancak bir türlü muhataplarınıza müessir olamıyorsunuz. Ne kadar arzu ediyorsunuz ki, namaza durduğunuz zaman kendinizden geçesiniz. Vecd ve istiğraklar içinde kendinizi unutasınız. Dünya ve mâfihâyı elinizin tersiyle itip O’na yönelesiniz; ama buna muvaffak olamıyorsunuz. Allah, bazen istediklerinizi lütfetse de her zaman olmaz; olması O’nun meşîetine bağlıdır.

İman zevki, aşkı ve onun hazzı, Cennet iştiyakı ve Cenâb-ı Hakk’a yönelmeye teşne olma keyfiyeti öyle ilâhî bir ihsandır ki, Allah bunu sadece dilediklerinin ruhuna ifâza eder de etmedikleri mahrum kalır. Onun için Sadüddin Teftâzânî bu mevzuu tarif ederken, “İman, insanın cüz’î iradesini kullanması suretiyle, Allah’ın insanın içinde yaktığı bir şem’adır.” der. Şem’ayı yakan Allah’tır ve insanın bunda dahli gayet cüz’îdir. Evet, insan cüz’î iradesini kullanır; düğmeye dokunur, Allah da onun hayatını tenvir eder.

174