Dini öğrenmek için Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem), toplumun hemen her kesiminden değişik insanlar geliyor ve sorular soruyorlardı. Bu gelen kişilerin bazen çok münasebetsiz halleri de olabiliyordu. Fakat O, insanları ihya etme konumunda olduğu için, bütün bunlara katlanıyordu. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün mescitte iken kendisine sorulan lüzumsuz sorulardan bir ölçüde bunaldı, celâllendi ve ayağa kalkıp, “Bugün burada durduğum müddetçe bana ne sorarsanız cevabını vereceğim!” buyurdu. Arkasından da birisi kalkıp, “Ben nereye gideceğim?” diye sordu. Allah Resûlü de “Cehennem’e gideceksin!” karşılığını verdi. Daha sonra Abdullah b. Hüzafe de şöyle bir soru sordu: “Benim babam kim yâ Resûlallah?”; ona da, “Senin baban Hüzafe’dir.” buyurdu.
İşte böyle, herkesin bir şeyler sorduğu esnada Allah Resûlü’nün o andaki ruh hâletini çok iyi kavrayan Hz. Ömer (radıyallâhu anh) ayağa kalktı ve “Biz, Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak da Muhammed’den razıyız.” deyiverdi. Onun bu ince, mânidar tavrı, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) her zaman sinesinde esen o itminan esintilerinin tezahür menfezlerini aralıyor ve o esnada celâlî tecellîler yerlerini üns esintilerine bırakıyor.