Buraya kadar anlatılanlar, ne namazın mücmel bir hulâsası, ne de onun çekirdeği olan “Sübhanallah”, “Elhamdülillah” ve “Allahu Ekber”i kamet-i kıymetlerine göre anlatmaktır. كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪2 âyetinde ifade edildiği gibi herkes hâline göre iş yapar ve hâline göre konuşur. Ben de yıkık, dökük ve perişan hâlime göre, o en yüce hakikatleri anlatmaya çalıştım. Seyyiatım perde değilse, temiz gönüller, bu bulanık şeylerin arkasında, gerçekten dupduru olan namaz hakikatini duyabilirler.
Rabbim, “Hammâdûn” ümmetinden olan bizleri, Ahmed-i Mahmud olan Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm), hadislerinin ifadesiyle orada “Livâü’l-Hamd” isimli sancağı altında toplanmak ve hamd etmek; burada “Hamdolsun bizi bu Cennet’e eriştiren Allah’a! Eğer Allah bizi muvaffak kılmasaydı kendiliğimizden biz buna yol bulamazdık.”3 âyetini okuyarak, ahirette de, Livâü’l-Hamd altında toplandığımız zaman, “Rabbimizden beklenen buydu. Sultanımıza yakışan da budur!” demek lütfuyla bizleri lütuflandırsın. Dünya ve ukbâda bizi maiyyet-i ilâhiye ile serfiraz eylesin!..
1“İki yay arası kadar, hatta daha da yakın…” (Necm sûresi, 53/9)