İçeriğe geç

Fatiha sûresi, Kur’ân’ın hulâsası ve özüdür. Bütün Kur’ândaki hakikatleri, mücmel (özet) olarak Fatiha’da görmek mümkündür. Binaenaleyh biz orada, yerinde Cenâb-ı Hakk’ın azametini görüp dehşete kapılarak “Büyüksün Allahım!” mânâsına “Allahu Ekber!” deriz; yerinde Cennet’in nimetleri içinde yüzüyor gibi olur ve o nimetlere bizi ulaştıracak vesileler içinde bulunduğumuzu hisseder, Allah’ın lütfuyla bir mânevî merdivende yükseltildiğimizi görerek –aynı şeyler oruç, zekât, hac gibi hususlarda da söz konusudur– “Elhamdülillah” deriz. Yerinde, “Bütün bunları, kâinat ve dünya-ukbâ münasebetini hazırlayan Allah’tır.” diyerek, yâd ederiz ki, câmi bir icmalle bunların hepsi Fâtiha’da mündemiçtir.

Tahiyyata gelince, o daha net olarak bize miracı hatırlatır. Miraç, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’a olan kulluğu ve tabir-i diğerle kendisinden istenen kulluğu çok geride bırakıp evc-i kemale çıkmasının ifadesidir. Evet, Cenâb-ı Hak, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluk adına bir kapı aralamış ve geçiş adabına uygun oradan geçmesini istemiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç kimseye müyesser olmayacak şekilde قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنٰى1 ile işaret edilen bir derinlik ve mükemmeliyet içinde o kapıdan geçmiştir.

İşte miraç, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğinin semeresi değildir; o, O’nun kulluğunun neticesidir. Miraç, en zor şartlar altında dahi kulluğundan fedakârlıkta bulunmayan Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanların kendisine bütün bütün sırtlarını döndüğü, sebeplerin bir bir sukut ettiği bir dönemde sırr-ı vahidiyet içinde nur-u ehadiyetin tecellî etmesinden ibarettir.

4