İçeriğe geç

Evet, insan, iddialı olmamalıdır. Meselâ kendisine güzel konuşma kabiliyeti verilen bir insan, “Şayet ben vaaz edersem, sohbet yaparsam, mutlaka bazı kimseler irşad olur.” gibi düşünceleri kafasından çıkarıp atmalıdır. Aslında böyle bir insanın şöyle düşünmesi daha doğrudur: Cenâb-ı Hak, bu va’z u nasihati bana bir mükellefiyet olarak verdi. Fakat bu, çok ağır bir yük. –O daha iyi bilir de– keşke bana böyle bir meziyet vermeseydi! Keşke bu işleri yapmaktansa, emanetini alsaydı ve ruhumu kabzetseydi! Zira bu iş, bana düşmemeliydi. Allah daha salahiyetli kimseleri ihsan edebilirdi.

Evet, insan, kendisine verilen meziyeti başkalarına karşı tefahura vesile sayıp görünmeye çalışmamalı, “Ben olmasam belki insanlar, doğruyu daha açık seçik görür ve doğru yolu bulabilirler.” duygu ve düşüncesiyle hareket etmelidir.

Hâli vakti yerinde olan ve malını Allah yolunda infak eden bir insan da şöyle demelidir: “Rabbim bana, bir nezaretçi ve emanetçi olarak bu imkânları verdi. Ben de bunları O’nun yolunda kullanıyorum. Bana bu duyguyu lütfetmeseydi, ben nerden verecektim! O, bana hem mal, hem de verme hissini verdi ve beni bu meziyetlerle serfiraz kıldı. O’na binlerce şükür olsun.”

Hâsılı insan, meziyetlerini ön plana çıkarmamalı, onlar hafâ türabı altında kalmalı ve insan âdeta toprak olmalıdır. Sa’di’nin “Toprak ol ki, gül bitiresin.” sözü bu hakikati ifadede ne hoştur!

4