Allah Resûlü’nü bu ölçüde seven ve hayatının her döneminde bir lahza olsun O’nun yanından ayrılmayan Hz. Ebû Bekir’in, Efendimiz’in bu dünyadan ahirete göç etmelerinden sonra tekfin ve defin esnasında Hz. Ali’nin yanında bulunmadığını görüyoruz. Çünkü o anda ondan daha önemli bir mesele vardır; Efendimiz’in irtihalini müteakip o güne kadar yapılan şeyler yıkılabilir, bazıları Müslümanlar arasına nifak sokabilir ve önü alınmaz iftiraklar meydana gelebilirdi.
İşte tam bu esnada Hz. Ebû Bekir hemen ortaya çıktı ve: “Her kim, Hz. Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki O, vefat etti. Her kim Allah’a iman ediyorsa, bilsin ki O, Hayy u Kayyumdur.” demişti. Arkasından “Muhammed, sadece resûldür, elçidir. Nitekim O’ndan önce de nice resûller gelip geçmiştir. Şayet O ölür veya öldürülürse, siz hemen gerisin geriye dinden dönecek misiniz? Kim geri döner, dinden çıkarsa, bilsin ki o Allah’a asla zarar veremez. Ama Allah hidayetin kadrini bilip şükredenleri bol bol mükâfatlandıracaktır.”1 âyetini okuyunca, umumun hissiyatına tercüman olan Hz. Ömer, “Zannettim ki o âyet yeni nazil oldu. Hz. Ebû Bekir, bizi uyardı.” diyecektir. Daha sonra bilindiği üzere Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde gibi çok şuurlu ve Efendimiz’in davasını iyi kavrayan mü’minler, sakife-i Benî Sâide’de toplanarak orada hilafet meselesini halletmişlerdir.
Allah Resûlü’nü bütün sahabiler çok seviyorlardı ve hepsi de gönülden O’na bağlıydılar. Esasen böyle bir bağlılığın da hiçbir zararı yoktur. Ancak O’nun getirdiği mesajı O’na bağlı görmek ve O gidince de her şey bitti nazarıyla bakmak yanlıştır.