İçeriğe geç

İslâm’da, yapmakla mükellef olduğumuz şeylerin yanında, bir de yapılması gerekli olan bu şeylerin yerine getirilmesi adına “müeyyidat” unvanıyla bir müessese vardır. Mânevî cihad ve emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker gibi vazifeler müeyyidattandır. Bunlar, dinî hayatın yaşanması adına çok önemlidirler. Bu müesseseler, faaliyetlerini icra etmedikleri zaman, dinî hayat da yaşanmaz olur. Binaenaleyh zaman olur, namaz ihmale uğramış olur; işte bu sebeple o, en mühim mesele hâline gelir. Başka bir zaman gelir –Hz. Ebû Bekir devrinde olduğu gibi– zekât ehemmiyet kazanır. (Evet, onun devrinde meydana gelen irtidat hâdiseleri, büyük bir kısmı itibarıyla zekâta dayanıyordu. O dönemde bazı insanlar, “Namaz kılalım, oruç tutalım ama zekât vermeyelim.” diyorlardı.) Zaman gelir, emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker ehemmiyet kazanır; zaman gelir, anne ve babaya hürmet ayaklar altına alınır; bu sebeple de anne-baba hukukuna riayet ehemmiyet kazanır. Başka bir zaman gelir ki, o zamanda da ulü’l-emir, yani büyüklerimiz, bizi cihada sevk ederler. İşte o zaman da kendi hayatiyetimiz ve devletimizin bekası için maddî mücahede ehemmiyet kazanır.

Görüldüğü gibi her dönemde, diğer zamanlara nispeten en çok ihmal edilen esaslar daha bir önem kazanmış ve üzerinde durulmuş. Meselâ hadislerin tedvin edildiği, ilmin ve İslâmî hayatın ön plana çıktığı, her yerleşim biriminde onlarca âbid ve zahidin olduğu bir dönemde bir müceddit ve aynı zamanda devlet başkanı olan Ömer b. Abdülaziz, devlet yapısında tecdit yapmış ve bu hususu öne çıkarmış. Demek ki Ömer b. Abdülaziz, kendi zamanında devlet yapısının sıhhat kazanmasını en önemli bir mesele olarak görmüş ve bütün himmetini bu hususa teksif etmiş…

2