İçeriğe geç

Beş vakit namazı da örnek olarak vermek mümkündür. Beş vakit namaz kılmak, imandan sonra en mühim bir rükündür. Ama usûl değildir. Yani bu, iman esaslarına müteallik bir mevzu olmayıp rükn-i aslîye göre fer’î bir meseledir. Beş vakit namaz kılmayı tavsiye eden bir insan, sebebiyet verdiği için namaz kılma kadar bir sevap kazanır. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür; ama ben bu kadarlıkla yetinmek istiyorum.

Şimdi bir insan da düşünün ki, bu kimse, bütün bütün ihmal edildiği bir dönemde, erkân-ı imaniyenin dellallığını yapıyor ve: “Allah birdir, O olmadan, hiçbir şey olmaz. Saadet-i dâreynin medarı O’dur. Hz. Muhammed, Allah’ın elçisidir, O, Hakk’ın en yüce ve en şerefli nebisidir. İşte bunun iki kere iki dört eder kat’iyetinde kabul ve iz’anı şarttır. Bu olmayınca insan, saadet-i dâreynden mahrum kalır. Haşre iman, en mühim meselelerdendir. Ahirete inanmadığınız takdirde, siz, dünyada da ve ahirette de kaybedenlerden olursunuz.” diyor.

Takdir edersiniz ki, işte bu insanın mevzu olarak ele aldığı meseleler, en hayatî, en ehemmiyetli meselelerdir. Muhtevadaki kadir ve kıymet, bunu tebliğ ve temsil eden ve bu işi vazife edinenler, başkalarıyla mukayese edilmeyecek kadar bir fâikiyeti haizdir. Zaten bu husus gerçekleştirildikten sonra namaz da olacaktır, oruç da, hac da, zekât da… Aksine, iman erkânındaki bir kusur ve eksiklik bütün amel ve muamelâta da sirayet edecektir. Şayet onlarda karanlık ve bulanık taraflar varsa, teferruata ait her mesele bir mânâda bulanacak ve kararacaktır.

6