Soruda dile getirilen bekleme mülâhazası aynı zamanda diğer ibadetler için de geçerlidir. Mahşer meydanının sıcağında serinlik içinde bekleyecek yedi zümre anlatılırken bunlardan birinin de ‘kalbi mescitlere bağlı kimseler’ olduğu zikredilir.216 Bunun mânâsı şudur: O kimse mescitten namazını eda edip çıkmıştır ancak namazdan aldığı haz, kendisini, bir an önce işlerini bitirip mescide tekrar gelmeye çağırmaktadır. Allah’a karşı el-pençe divan duruşunu, rükû ile iki büklüm oluşunu, secdeye kapanıp içini O’na döküşünü hatırlar ve “Diğer namazın vakti ne zaman gelecek?” diye heyecanlanıp durur. Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), günahları silen, dereceleri yükselten amellerden biri olarak zikrettiği, وَانْتِظَارُ الصَّلَاةِ بَعْدَ الصَّلَاةِ “Namazdan sonra bir sonraki namazı beklemeye koyulma.”217 ifadesini bu şekilde anlayabilirsiniz. Hacdan, umreden aldığı lezzeti unutamayıp da her sene tekrar o mukaddes beldelere gitmeye çalışan insanları da bu kategoride değerlendirmek mümkündür.
Hâsılı, yukarıda zikretmiş olduğumuz mülâhazalardan ötürü her bir mü’min, Ramazan ayının bitmesiyle birlikte bir hüzün, bir hasret hisseder ve gelecek Ramazan’ın bir an önce gelmesini diler/dilemelidir.
I. Ramazan’ı Bütün Derinliğiyle Duyabilmek
Soru: Ramazan’ı bütün derinliğiyle duyabilmek için nasıl bir donanıma sahip olmak gerekir?
Cevap: Ramazan’ı kendi derinliğiyle duyabilmek, biraz onu duymaya çalışan insanın derinliğine bağlıdır. İnsan, Ramazan’ı hangi seviyede yaşarsa yaşasın, zâhire bakan yönü itibarıyla kınanamaz. Derince olmasa da orucunu tutan, teravihini kılan bir kişi bunların sevabını kazanır, üzerindeki sorumluluktan da kurtulmuş olur. Ne var ki kazanacağı sevap, mülâhazalarındaki enginliğe göre olacaktır. Diğer taraftan bunları şuurluca yapan bir insan hem bu dünyada hem de ötede kat kat fazlasıyla karşılığını bulacaktır.