Bu âlemde gün dediğimiz şeyler devrini tamamlarken, makro âlemde de bir dönüş vardır. Bu âlemde cuma günü, Efendimiz’in ifadesiyle yeryüzünde beşerin meydana geldiği gündür. Dolayısıyla normo âlemdeki cumalar, cumartesiler, pazarlar… makro âlemdeki günlere tevafuk ettiği zaman, kilidin noktaları birbirine gelmiş gibi şifre çözülür ve insan ancak o zaman kalbî arşiye ve kavsiyesini tamamlama imkânına sahip olur. Bu günler arasında bir ihtilaf olduğu zaman ise insanlar feyz-i akdesten gelen sırlardan istifade edemezler. İşte Yahudi ve Hıristiyanlar, cumartesi ve pazar günü demek suretiyle bu sırlardan istifade edememişlerdir. Ümmet-i Muhammed ise cuma gününün ehemmiyetine binaen, bu güne sahip çıkmış ve her hafta coşkulu bir şekilde onu idrak etmektedir, –inşâallah– kıyamete kadar da idrak edecektir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hakikati, “Allah Teâlâ, bizden öncekileri cumayı bulma işinde şaşırttı. Bu sebeple cumartesi Yahudilerin, pazar da Hıristiyanların oldu. Allah (celle celâluhu), bizi yarattı ve bizlere cuma gününü bulma hususunda hidayet nasip etti: cumayı da, cumartesini de, pazarı da (ibadet günleri) kıldı. Onlar, kıyamet günü de bize tâbidirler. Biz, dünya ehli arasında sonuncusuyuz, fakat kıyamet günü birinciler olacağız ve bütün mahlûkattan önce hesapları görülüp bitirilecekler olacağız.”294 şeklinde ifade eder.
Evet, ifsat edilmiş bir vasıtayla yol alınamaz, bozulmuş bir sistemle mesafe katedilemez, matlub ve maksuda ulaşılamaz. Bizler, zaman itibarıyla sonradan geldik, fakat onlara sebkat ettik, yarışı biz kazandık. İşte bu yüzden cuma namazı, diğer namazlar arasında en muhtevalı ve en çaplı bir namazdır. O hâlde mü’min, onun kadr ü kıymetini bilecek ve her ne pahasına olursa olsun onu eda etmeye çalışacaktır.