Ne var ki, her zaman istifadeye açık bu beyan-ı ilâhînin o bitmez-tükenmez hazinelerine mazhar olup onlardan istifade elde edebilmek için de, imtihan dünyasında bulunan insanoğlunun akıl, şuur ve hissiyle ona yönelmesi, onu anlama istikametinde cehd ve gayret göstermesi ve o istikamette iradesinin hakkını vermesi gerekir. İşte “Kur’ân’ın Altın İkliminde” adıyla elinizde tuttuğunuz bu kıymetli eser; günümüz dili ve anlayış seviyesi nazar-ı itibara alınarak, ona yürekten inanmış coşkun bir gönül tarafından, derin bir vukufiyet ve muhkem bir üslûpla sizi o mücevher dolu ummana çağırmakta, o ummana ulaştıracak vesile ve vasıtaları, yol ve yöntemleri önünüze sermektedir.
Bu sebepledir ki, bu altın iklime adımınızı attığınız esnada, asırlar boyunca insanlığa hayat nefhetmiş bir beyan çağlayanına –muvakkat bir hicrandan sonra– yeniden kavuşma heyecan ve helecanını duyacaksınız. Çünkü o iklimde müşahhas misaller hâlinde göreceksiniz ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın lafız ve mânâsında öyle bir kuşatıcılık, öyle bir zenginlik ve öyle bir derinlik var ki, asırlardır fakihler ondan istifade ve istinbat ile sayıları yüz binlere ulaşan eserler meydana getirmiş ve kütüphaneler dolusu kitaplar yazmışlardır. Ârifler, irfan peteklerini onun bal özüyle doldurmuş ve bal akan kitaplarıyla milyonlara şeker şerbet sunmuşlardır. Âşıklar, ondan aldıkları ilhamlarla coşmuş, cezb u incizabın gelgitleri arasında ne aşk ve muhabbetnâmeler meydana getirmişlerdir. Evet, asırlar gelip geçmiş ama geçip giden zaman asla onu soldurmamış/solduramamış, renk attıramamış; aksine, zamanüstü o Kelam-ı Ezelî, ilerleyen zamanla birlikte daha bir gençleşmiş, daha bir revnakdârlık ve güzelliğe bürünmüş, enginlik ve zenginliği daha bir hissedilir hâle gelmiştir.