İçeriğe geç

Hz. Yakup (aleyhisselâm) bu hususta, bizim için çok güzel bir örnek teşkil eder. O büyük peygamber, bir insanın tahammül gücünü aşan nice musibetlere giriftar olmuş ve bütün bu musibetler karşısında duygu ve düşüncelerini kendi zaafıyla yorumlayarak hâlini Allah’a arz etmiştir. إِنَّمَۤا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِۤي إِلَى اللّٰهِ“Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a arz ediyorum.”27 âyeti, bu örnek insanın örnek hâlini resmeder. Evet, musibetler karşısında takınılacak böylesi peygamberâne bir tavır her insanı O’na yaklaştırır ve onu binlerce sene nafile namaz kılan birinin ihraz ettiği mevkilere yükseltir.

Burada Kur’ân’ın Hz. Yakup ağzıyla bildirdiği hakikate kısaca göz atmada yarar var. Bana göre bu âyet, başına gelen musibetler sebebiyle saadetini kısmen yitirmiş kalbi kırık bir insana, içinde bulunduğu fikrî ve ruhî bunalımlardan çıkış yolunu göstermektedir. Onun gösterdiği bu yol öylesine aklî ve öylesine mantıkîdir ki, ona sülûk eden insan bir anda “a’lâ-yı illiyyîn”e çıkabilir. Zaten musibetin her çeşidine karşı sabretme ve sonra da sadece Mevlâ-i Müteâl’e yönelip O’ndan yardım talep etme, imanın gereğidir.

Aynı çizgide Kur’ân’da yer alan bir başka âyet de şöyledir: يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ“Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.”28

Evet, günde beş defa Rabbin huzurunda divana durma ve ilâhî takdir gereği her şeye sabretme, musibetlerin şokunu söndüren ve insanı fikrî ve amelî bir derinliğe ulaştıran hayatî bir iksirdir.

339