Kur’ân-ı Kerim orada olup bitenleri resmederken, “Düpedüz kadın ona meyletmişti.” mânâsına وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ tabirini kullanmaktadır ki, böyle bir yönelişin ne şaka ile ne de imtihanla yorumlanması söz konusu değildir. Yani Yusuf’a bu kapalı atmosferde yollar sonuna kadar açıktır. Ama o, her zaman bir “burhan” üzerinde oldu.. iman, mârifet, içten münasebet ve bütün benliğine hâkim bir mehâfet ve mehâbetin yönlendirmesiyle iradeli olmanın en güzel örneğini sergiledi; sergiledi de bulunduğu yerin bütün menfezleriyle beden ve cismaniyete açık olmasına rağmen o, “maâzallah” diyerek bu atmosferi paramparça edip ululara has bir buudda kendi çerçevesini ortaya koydu. Evet, insanı, fenalığın gayyasına sürükleyecek böylesine iç ve dış şartların aleyhte ittifak ettiği bir anda, onu şart-ı âdi plânında sıyanet ufkuna ulaştırıp ekstra mazhariyetlerle serfiraz kılan şey, başka değil onun ismet, iffet, sadakat düşüncesinin beslediği kâmil insan olma iradesiydi.
Zaten o, Allah’a itaat etme ve ettirme misyonu için seçilmiş bir imam, bir aksiyon ve misyon adamıydı. Aslında mevsimi gelince Zeliha da bu iffet âbidesinin iffetine:
“Ben onun nefsinden kâm almak istedim ama o sımsıkı iffet ve ismetine kilitli kaldı.”2 diyerek şehadet edecekti…3
“Kadın dedi ki: İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murad almak istedim; ama o şiddetle ismet savunmasında kaldı.”
(Yûsuf sûresi, 12/32)
Dipnotlar
- 2 Yûsuf sûresi, 12/32.
- 3 Bu konuyla ilgili olarak ayrıca bkz.: Sonsuz Nur 2/417-426.