İçeriğe geç

Evet, başa gelen hâdiselerde insanın kendini suçlu görmesi, onu muhasebe ve iç murâkabeye sevk eder. Zaten Allah Resûlü de başına gelen her meselede Allah’a teveccüh edip, namaz kılıp, istiğfar edip dua dua yalvarmamış mıdır?

Âyet-i kerimede أَيْد۪يكُمْ denmesi ise, sadece ellerinizle işlediğiniz şeyler değil, el-ayak, göz-kulak vs. bütün uzuvlarınızla işlediğiniz ameller demektir. Bu sebeple gıybetten tutun da zinaya varıncaya kadar bütün kötü fiiller, bu çerçevede mütalâa edilebilir.

Bazen musibetlerin geliş keyfiyeti ve ağırlığıyla hatalar arasında bir münasebet bulunabilir, bazen de bulunmayabilir. Ne var ki her musibet, mü’min için âdeta bir arındırma kurnasıdır, insan o musluğun altından her geçişinde hataları silinir gider, o da bu sayede özündeki safveti korumuş olur.

İbn Ebî Hâtim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Tahir-i Mutahhar (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İnsanoğluna bir dikenin batması veya onun ayağının kayması ya da sıkılıp terlemesi günahından ötürüdür. Ne var ki Allah (celle celâluhu) o günahların çoğunu da affeder.”4 buyururlar ki, ister doğrudan Allah’ın o günahları affetmesi, isterse günahkârı musibetlerle arındırması şeklinde olsun böyle bir insanın, “Allah bir kere affettiği bir şeyi ahirette yeniden söz konusu etmeyecek kadar yüce ve dünyada iken cezalandırdığı bir hataya karşı ahirette tekrar azap etmeyecek kadar da kerimdir.”5 tarzındaki Hz. Ali mülâhazasıyla, kirli kalması söz konusu değildir.

(رَبَّنَا اغْفِرْلَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا ف۪ۤي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ اْلكَافِر۪ينَ)
306