Kâdı Beyzâvî, tefsirinde bu âyeti tahlil ederken, Hz. Musa (aleyhisselâm) ile Hz. Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşılaştırır. Böylesi bir tehlike ortamında Hz. Musa’nın إِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ gelecek zaman kipiyle “Rabbim bana yol gösterecektir.” sözü ile, hicret esnasında mağaraya sığındıkları anda, müşriklerin kendilerini görüp yakalama ihtimalinin belirmesi üzerine, Hz. Ebû Bekir’in endişelerine karşı لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا“Tasalanma, mahzun olma, Allah bizimle beraberdir.”1 diyen Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözlerini mukayese ederek, Efendimiz’in Allah’a olan güveninin sınırsızlığıyla O’nun güveninin fâikiyetine işaret eder.2
Hiç şüphesiz böyle bir üslûpta Hz. Musa’nın muhataplarıyla Efendimiz’in muhatabının tevekkül, teslim ve tefviz farklılığı da önemli bir saiktir. Makam-ı sıddîkiyetin zirvesini tutmuş, peygamberinin dudaklarından dökülen her şeyi hiçbir tereddüde düşmeden kabul eden bir insana hitapla, elbetteki her meselede peygamberlerini sorgulayan bir topluma hitap aynı seviyede olmayacaktı ve olmadı da.
“Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle. Beni, Naîm Cenneti’nin vârislerinden kıl.”
(Şuarâ sûresi, 26/84-85)
Dipnotlar
- 1 Tevbe sûresi, 9/40.
- 2 Bkz.: Kâdı Beyzâvî, Envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl 1/10.