İçeriğe geç

3. وَفَصْلَ الْخِطَابِ“Ve fasl-ı hitap da (verdik).” sözleriyle seslendirilen, konuşma kabiliyetinin mükemmelliğiyle de Hz. Davud’a verilenin kat katıyla şereflendirilmiş bulunan O İmam-ı İns ü Cân ve Hatib-i Kevn ü Mekân’a bahşedilmiş bulunan söz sultanlığına vurgu yapılmakta ve Hz. Davud’un mezâmirinin yankıları dağlara tesir ettiği gibi, O Andelîb-i Enbiyâ ve Bülbül-ü Kur’ân’ın nağmelerinin, bir gün bütün sinelerde yankılanabileceğine, tedâiler diliyle kapı aralanmaktadır.

Ne var ki klasik rivayet tefsirleri “fasl-ı hitab”ı genellikle أمَّا بَعْدُ diye tefsir edegelmişlerdir. Hâlbuki hemen hemen herkesin söyleyebileceği böyle bir kelimeyi Kur’ân’ın, hem de minnet makamında zikretmesi çok beliğ görünmemekte. Evet, bu, Davud’a (aleyhisselâm) verilen bir nimettir ve minnet makamında zikredilmiştir. Öyleyse buradaki fasl-ı hitap, meseleleri herkesin anlayabileceği bir üslûpla sistematik bir şekilde ele alıp anlatabilme, tam mânâsıyla bir hitabet örneği ortaya koyma veya hemen her sahada itiraza meydan vermeyecek şekilde ve herkesin kabulleneceği bir üslûpla konuşmaya hamledilmesi daha uygun olacaktır. Buna, hangi mesele anlatılırsa, onun muhteviyatına göre, en küçük teferruatına kadar anlatabilme kabiliyeti de diyebiliriz.

290