Evet hak karşısında yenilince ya kuvvete ya da demagojiye başvuran, dünyanın kaderine hâkim bütün mütekebbirler, despotlar gibi, o da kuvvet gösterisinde bulunmak istiyor, bunun için de halka sığınarak kamuoyu oluşturma gayretleriyle demagojiler yapıyor ve “Onun, dininizi değiştirmesinden veya ülkede fesat çıkarmasından korkuyorum.” diyordu; diyor ve sanki, o ana kadar her şey yolundaymış, toplum da müreffeh ve mesutmuş da Hz. Musa her şeyi karıştırmış, halkı kargaşaya sürüklemiş gibi bir imaj uyarmaya çalışıyordu.
İşte böyle bir noktada devreye Mü’min-i âl-i firavun giriyor. (Rivayete göre bu zat, Hz. Âsiye’nin ağabeyi ve Firavun ordularının da başkomutanıdır.2) Hz. Musa gibi bir firasetin, böyle bir kişinin varlığını sezememiş olması düşünülemez. Hz. Musa, onu tanımış, onun gücünü değerlendirmeyi plânlamış, adımlarını ona göre atmış ve belli bir noktaya, yani Firavun’un acze düşüp, onun karşısında kuyruk kısarak, o ana kadar âdeta bir “hiç” yerine koyduğu halkına temennada bulunacak duruma düşmüştü ki, bu zatın ortaya çıkışı ile Hz. Musa durumu fevkalâde yerinde değerlendirdi.
Dipnotlar
- 2 Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 27/57.