İçeriğe geç

3. Karun’un kendisine ihsan edilen bu servet karşısındaki tavrına gelince o, şımarmış, küstahlaşmış ve etrafına caka satmıştır. Onun için de kavminden bazıları ona:

لَا تَفْرَحْ إِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِح۪ينَ“Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.”3 dedi. Fakat o bu tenbihata kulak asmamanın yanında, inhirafını devam ettirmiş ve hatta sonunda:

قَالَ إِنَّمَۤا أُوۧت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْد۪ي“O (servet) bana, bendeki bilgi sayesinde verildi.” deyivermişti.4

Aslında bu sadece Karun’a has bir durum değildir. Tarih boyunca ve günümüzde servetin, zenginliğin azdırdığı ve yoldan çıkardığı nice insanlar vardır ki, hep aynı şeyleri homurdanmaktadırlar. Onun için bu meseleyi sadece Karun ile ilgili olarak anlamak yani çerçeveyi daraltmak kat’iyen doğru değildir. Nitekim Karun’un bu hâline özenti içinde bulunan ve يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَۤا أُوۧتِيَ قَارُونُۙ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ“Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı biri.”5 diyenler vardı. Karun yerin dibine geçirilerek cezalandırılınca da:

وَأَصْبَحَ الَّذ۪ينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْأَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَأَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَۤاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُۚ لَوْلَۤا أَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَاۘ وَيْكَأَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

“Daha dün onun yerinde olmak isteyenler: ‘Demek ki Allah, rızkı, kullarından dilediğine bol bol veriyor, dilediğine de az.. şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflah olmuyormuş!’ demeye durdular.”6

Evet, Karun, kendisine lütfedilen nimetler karşısında tavır ayarlaması yapamaması, inkâra sapması yüzünden neticede sahip olduğu her şeyle beraber yerin dibine geçirilmekle cezalandırıldı ki Kur’ân bunu şöyle resmeder:

255