Burada anlatılmak istenen bir diğer husus da, zannediyorum, herkesin hislerinin inkişafı ölçüsünde zevk alıp elem duymasının nazara verilmesi olsa gerek. Meselâ, hassas bir insanın, sezme duygusu iyi inkişaf etmişse, karşısındakinin bakışından ayrı, oturuş ve kalkışından ayrı mânâlar çıkartır ki bu da onun için bazen ayn-ı azap, tabiî bazen de ayn-ı rahmet olacaktır. Bu noktadan hareketle denebilir ki, insanın Cennet’ten alacağı zevk ve lezzetin sınırı, dünyada iken ona ait hislerinin inkişafı ölçüsünde olacaktır. Kim bilir belki de hisleri inkişaf etmeyen kimseler, Cennet’e girdiklerinde: “Keşke Cennet’e girmeden daha bir inkişaf etseydim.” temennisinde bulunacak veya “Allah’ım, beni dünyaya geri gönder de hislerimi inkişaf adına seyr-i ruhanîmi tamamlayayım.” diyeceklerdir… Bu açıdan denebilir ki, insanın Cennet’te tam lezzet alabilmesi için onun kalbinden kin-haset vb. gibi duygularının çıkarılması çok önemlidir. Bu âyete bir de bu açıdan bakmak icap edecek.
Aslında إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ“Mü’minler başka değil kardeştirler.”1 fehvâsı, اَلْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَۤاءُ بَعْضٍ “Mü’min ve mü’minat biribirlerinin dostu ve yardımcılarıdır.”2 misdakınca aralarındaki iman bağının ve İslâmî irtibatın gereği onların birbirlerini sevmelerini ve hususiyle seleflerine saygılı olmalarını; hatta muhtemel bir kısım kusurları söz konusu ise, onları da görmezlikten gelerek gelmiş-geçmiş o insanlar için dua dua yalvarmalı ve kat’iyen o zatlara karşı kin, adavet ve düşmanlık duymamalıdırlar. Hz. Muhammed’e intisap iddiasında bulunanlar
“Sizler iyilik etme ve fenalıklardan sakınma konusunda biribirinizle yardımlaşın; (sakın) günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinize destek olmayın.”3 mantukunca hep iyilik düşünmeli, iyilik konuşmalı ve iyilikle oturup kalkmalıdırlar.
Dipnotlar
- 1 Hucurat sûresi, 49/10.
- 2 Tevbe sûresi, 9/71.
- 3 Mâide sûresi, 5/2.