İçeriğe geç

Hâsılı, duyguda, düşüncede, davranışlarda doğruluk-dürüstlük üzerinde durmak imanın amelî yanı gibi bir keyfiyet arz etmektedir. Zaten selef-i salihîn ve Kur’ân’ın ilk muhatapları da, her biri istikametin bir yanıyla konuya böyle yaklaşmışlar. Kimisi ثُمَّ اسْتَقَامُوا ya tevhid düşüncesini korudu ve günaha girmediler şeklinde; kimisi Allah’a itaatte dürüst davrandı ve hileye sapmadılar biçiminde; kimisi Allah’a kullukta içten ve ihlâslı davrandılar mahiyetinde; kimisi de feraizi tastamam eda etme, iç ve dış bütünlüğü içinde bulunma yorumunda bulunmuşlardır ki, böyle davrananları melekler sekîne, temkin ve itminan esintileriyle her zaman ziyaret ederler.. evet şeytanî duygularla oturup kalkanlara sık sık şeytanlar ve ervah-ı habîse uğradığı gibi, iman ve istikamet sahiplerini de ervah-ı tayyibe ziyaretleriyle sevindirir ve gelecekleri adına onlara bişaretlerde bulunur ve: تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰۤئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ“Üzerlerine peyderpey melâike-i kiram iner, (onlara): ‘Korkmayın, gelecekten endişe duymayın, mahzun da olmayın; vaad olunduğunuz Cennet’in muştusuyla neşelenin.’” der.

Bazılarına göre böyle bir nüzul ve bişaret, vefat esnasında; bazılarına göre “ba’sü ba’de’l-mevt” hengâmında; bazılarına göre de hem ölüm hem de yeniden diriliş anında gerçekleşmektedir. Kim bilir belki de bu önemli devrelerin hepsinin yanında, mü’mince hayatın hemen her safhasında böyle bir nüzul sürekli yaşanmakta ve bu sayede inanan gönüllere hep sekîne, temkin ve itminan akmaktadır. Ancak bütün ömür boyu, kalbdeki iman çekirdeği sayesinde bir duygu, bir düşünce şeklinde yaşanan bu hâlet, vefat esnasında daha da netleşecek; mahşerde daha bir inkişaf edecek, Cennet’e adım atılınca da uhrevî realiteler ölçüsünde kudret ve rahmet destekli hakikî buudlarına ulaşacaktır.

اَللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ وَإِلَيْهِ الْمَرْجِعُ وَالْمَاٰبُ
301